
Köşe yazlılarım; maalesef toplumsal meseleleri konu edinmekte, toplumun kanayan karalarına parmak basmakta az da olsa farkındalık yaratmaya çalışmakta…

Maalesef diyorum, çünkü; ülkenin farklı yerlerinde o kadar çok olay meydana gelmektedir ki bu olaylar insanın içini sızlatmaktadır.
Birkaç hafta önce, “Yan baktın” köşe yazımda da konu edindiğim gibi sokaklar çok güvensiz, birileri sizin önünüze geçip malınıza, canınıza kastedebilir.
Bana niye yan baktın!
Trafikte yaşanan mevzular daha bir başka…
Neyse…
Ülkemizde her gün türlü bahanelerle, eşleri, sevgilileri tarafından gencecik kadınlar öldürülmektedir.
Kadınlar, Cumhuriyetin ilanından bu yana hep ikinci sınıf sayıldı. Bir türlü erkeklere eşitlenmedi.
Osmanlıyı dönemini hiç konuşmayalım çünkü, Osmanlı da kadının adı bile yoktu.
Bizler eşit yurttaşlarız. Devlet bu eşitliği kanunlarla belirtmiş, anayasal olarak da güvence altına almış.
Kadın da erkek de eşit, demiş.
Bu kadar ne!
İşin kötüsü ne biliyor musunuz?
Hızla gelişen çağda, medenileşen dünyada, kadın cinayetleri gün geçtikçe artmakta…
Sosyal medyaya yansıyan, bir günde altı kadın cinayeti…
Altı kadın fotoğrafı…
Hepsi de gencecik, hayatlarının baharında…
Burası bir Afganistan, Irak, Suriye, Filistin, Ukrayna değil…
Türkiye Cumhuriyeti…
Kadına seçme ve seçilme hakkı veren altıncı ülkeyiz.
İlki Yeni Zelanda 1893, ikincisi Norveç 1913, üçüncüsü Danimarka 1915, dördüncüsü Sovyetler Birliği 1917, beşincisi Avusturya, Almanya 1918, altıncısı Türkiye 1930…
Maalesef o tarihten bugüne bir arpa boyu yok alamamışız.
Kadın her alanda rüştünü ispatlamış, çoğu alanda erkeğin çok önünde olduğu göstermiştir.
İstatistiki bilgiler ortadadır.
Hal böyle iken kadının, erkeğin himayesinde görülmesi, ikinci sınıf sayılması nedendir?
Erkek nasıl kadından ayrılmak istiyorsa bunu bir hak olarak görüyorsa; kadın da erkekten ayrılmak isteyebilir.
Bu da kadının en temel anayasal hakkıdır.
Aşk denilen şey kişinin, karşı cinse yoğun duygular beslemesidir.
Bu kadar!
Zaman içinde kadında da erkekte de bu duygular azabilir, tamamen bitebilir.
Kısacası erkekle kadın arasında olumlu ya da olumsuz birçok duygular zaman için oluşabilir ve oluşmuş duygular zaman içinde sönebilir.
Olumlu duygular evlilikle, olumsuz duygular ayrılıkla sonuçlanabilir.
Evliklerin doğal kabul edildiği bir yerde ayrılıklar da doğaldır.
Saçma sapan nedenlerle; ilkel, basit, aşağılık duygularla bir kadının canına kıymak…
Dünyada hiçbir neden bir kadının canına kıymaya neden değildir, olamaz da…
Bırakın bir kadının canına kıymayı, bu nedenler bir kadına kötü söz söylemeye bile neden değildir.
Can diyoruz.
İnsanın canını anca yaradan alabilir, vakti zamanı gelince…
Büyük üstat, ozan Neşet Ertaş, “Kadınlar insandır; biz erkekler ise insanoğlu.” demiştir.
Her birimiz bir kadından dünyaya geldik.
Kadın, kadın, kadın…
Kadının özgür olmadığı bir yerde kimse kadının kutsallığından bahsedemez, “kadınlar bizim baş tacımızdır.” diyemez.
Moğollar müzik gurubunun “Bir Şey Yapmalı!” şarkısı manidardır.
Toplum olarak kadın cinayetlerini durdurmak için bir şeyler yapmalıyız.
Bunun yolu nedir, ne yapmalıdır?
Bir yol açmalı ya da bir yol bulmalıdır.
Artık Yeter!