Kültür sanat yazarı Günsu Özkarar, “Kuru Otlar Üstüne” filminin Oyuncusu Deniz Celiloğlu ile film ve senaryo üzerine güzel bir röportaj gerçekleştirdi.
Son günlerde, vizyonda, çok konuşulan, çok bizden ve ödüllü bir Türk filmi var. Kimisinin çok sevdiği kimisinin ise hiç sevmediği bir film oldu Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne’si. Siz senaryoyu ilk okuduğunuzda ne düşündünüz?
Deniz Celiloğlu: Nuri Bilge Ceylan’ın çok belli ve kemik bir kitlesi var. Hatta iç içe geçen çemberler gibi bu kitle. En içteki çember çok sadık bir kitle, onun etrafında da filmin çekimine takılıp, sadece yorumları takip edip, okuyan bir kitle var. Bir de daha önce yönetmenin hiçbir filmini izlemeyip, onu ilk kez bu filmle tanıyanlar var. Özellikle Merve’nin ödül alması bunda çok etkili oldu. Sanırım Ceylan’ın sinemografisinde en çok izlenen filmi oldu Kuru Otlar Üstüne.
Bana gelince teksti ilk aldığımda, birkaç farklı duygu hissettim. Ama en belirgin olanlarından biri, oyunculuk ve kariyer anlamında “İyi ki karşıma çıktı ve galiba benim hayatımı da kurtaracak film bu.” diye düşünmem oldu. En son, Son Çıkış filminde oynamıştım ve çok uzun zamandır ilgimi çeken, içime bu kadar sinen bir rol karşıma çıkmamıştı. Bu senaryoyu elime aldığımda ne kadar katmanlı bir hikâye ve Samet’in ne kadar derinlikli bir rol olduğunu düşündüm. Tabiki her oyuncu Nuri Bilge Ceylan filminde oynamak ister. Ama herkes benim gibi bir bağ kurmuş mudur bilmiyorum. Çünkü Nuri Bilge’nin insanları gördüğü yer benim de insanları gördüğüm yer. Onunla insana dair algımız ve baktığımız pencere çok benziyor.
Evet, benim kişisel olarak insanları gördüğüm yer tam da onun gördüğü yer. Onun sinema dili bana kesinlikle çok yakın.
Çok uzun bir hazırlık süreci geçirdim aslında. Yedi ay önce ulaştı elime senaryo. Bu bir oyuncu için çok iyi bir süreç. Derinlikli ve uzun bir senaryo için de oldukça gerekli bir süreçti tabii. Nuri Bilge Ceylan sinema evrenini bütün bir yapı olarak düşünürsek, bunun içinde bir kültür var, bir sinemacının dünyayı ve insan olmayı nasıl gördüğü ile ilgili, ben de bunu tanıyacak bir yöntem bulmalıyım dedim kendime…
Nasıl bir konu üstüne hazırlanırsınız, mesela Goethe üstüne çalışmak için Alman tarihini de bilmeniz gerekir, ben de NBC’nin kendi dilini ve ritmini anlamaya çalıştım. Yönetmenin sinema evrenini anlamak için onun bütün röportajlarını tek tek okudum ve bulabildiklerimi de izledim. Dünyasını bu şekilde anlamaya, sinematografisine ve yarattığı özgün dile uyumlanmaya çalıştım. Çünkü dediğim gibi onun bir ritmi var ve kendine özel bir dünyası var. Bunu çözünce de rol kendiliğinden geldi zaten.
Aslında taşralı ama doğulu değil. Seyircinin bilmediği kesilen sahnelerden birinde vardı hatta. Veteriner Vahit’in sahnesinde. Vahit ona “Hocam sen İyonyalısın, bilirsin.” diyor. Samet Manisa yani Ege civarından geliyor. Yani büyük kentten, İzmir’den değil mesela, haliyle taşralı diyebiliriz ama kafası Batılı, Batının bireyciliğini almış biri. Ama Nuri Bilge’nin karakterleri taşralı da olsa, şehirli de olsa, yalancılıkları, ikiyüzlülükleri, karanlıkları hep birbirine benziyor. Ortak özellikleri hepsinin aynı.
Ben genel kanının aksine politik olmayı farklı anlıyorum. Bence NBC oldukça politik bir yönetmen. Bunu da açmak isterim. Politik sinema üstüne derin literatür bilgim yok o yüzden belki de onun filmlerine prepolitik diyebiliriz. Çünkü insan ilişkileri zaten politik ve bu insanların kurduğu ilişkilerinin sonucunda bir politika çıkıyor, önce ülke geneline işaret edip, sonra dünyaya yayılıyor aslında. Bu sebeple de kör göze parmak yapmasa da, politik olanı anlamak için de insan ilişkileri içinde olana bakmamızı sağladığı için Ceylan sineması oldukça politik bana kalırsa. Hatta bu noktada Ingeborg Bachmann’ın Malina kitabından alıntı yapmak isterim. “Faşizm atılan bombalarla değil iki insan arasında başlar.” der. Yani politik dediğimiz şey iki insan arasında başladığı için, insanların politikten sadece siyaset anlamalarını sığ buluyorum. Hatta biraz sinirleniyorum bu konuda. (Gülüyor.)
Fizyolojik olarak olmadı ama Sevim’le kurmam gereken ilişkinin dengesini oturtmakta çok zorlandım. Onların arasındaki ilişki ve hikayede ne olduğu hiç bir zaman bende de net olmadı ve zaten senaryo da bu kesinlikte bir şey söylemiyordu. Belki ufak tespitlerim oluştu süreç içinde ama yine de senaryoyu, seyirciye, olduğu gibi aktarmaya ve oldukça hassas bir konu olduğu için bariz bir tarafa yaslamamaya çalıştım. Yönetmen de büyük yönlendirmelerde bulunmadı zaten. Dolayısıyla bu ilişkiyi dengede tutmak için büyük enerji harcadım.
Samet bazısı için çok kötücül, karanlık, bencil bir karakter, bazısı için ise başına gelenlerden dolayı kendisini kurtarmaya çalışan, narsist bulunmayan bir karakter. Yani kimisi hiç sevmedi, kimisi de empati kurdu Samet’le. Ben hepsini oynamaya çalıştım ve karakterle ilgili vardığımız bu nokta da, toplanılan tüm malzemenin yönetmen tarafından verilmiş son haliydi aslında.
Ben açıkçası hiç müdahale etmemeye çalıştım. Çünkü yazanın dışına çıkıp, karakteri kendi kafamdakine uydurmaya çalışsaydım rolle büyük çatışma yaşayabilirdim. O sebeple olduğu gibi bıraktım.
Kendi kafasında tabiki bir şey, özgün bir tasarım var. Ama oyuncuya oldukça alan açan ve oyuncudan ne kadar çeşitlendirme gelirse bundan o kadar haz alarak, mutlu oluyor tabii. Ben sadece kendimle ilgili süreç içinde şunu fark ettim: Yönlendirilmekten çok yönlendirmeye açık olduğumu. İkna olmadan sadece işçilik yapmak zor gelmeye başlamış yani.
Bu çok güzel bir soru. Olabilir tabi bir gözlemleme isteği. Ama kendimde yönlendirilmekten çok yönlendirme isteğini orada da hissetmedim desem yalan olur. Senaryo yazımı ve kurgu sürecinin içinde değildim mesela ama sanki tüm süreçte varmışım gibi bir his yerleşti zamanla içime. Kafamdaki boşlukları senaryoyu çok okuyup, hala da üstüne düşünerek doldurmaya çalıştım. Bu bana tüm sürece daha hakim hissettirdi.
Türk Sinemasında kurduğum kişisel ilişki açısından bakacak olursak tek yönetmen olarak Nuri Bilge Ceylan’ı sayabilirim. Evet, film bitti ama filmi beş kez izledim ve doğrusunu söylemek gerekirse, hala da yönetmeni anlamak için tüm yazılarını okuyor, okul gibi çalışıyorum üstüne. Diğer yönetmenlerin de filmlerinin çoğunu hep takip ettim ve Ömer Kavur’u çok severim. Ama yine de Nuri Bilge Ceylan benim için biricik. Yabancı yönetmenlerden ise ilk aklıma gelen hemen Haneke olur.
Olmaz mı! Başka yerde setteyken evine gidemiyorsun, o atmosferi yaşadık o yüzden resmen. Çekimlerden önce gitmediğim bir yerdi, benim için büyüleyici bir deneyim oldu. Ben evde sadece karakteri düşünüyordum, oraya gidince hikayeyi daha iyi anladım.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, film herkesi sarsmış. Beğeneni de beğenmeyeni de etkisinde kalmış. Birçok kişiden geri dönüş aldık. Hepsi birbirinden farklı yorumlardı ama şunu söyleyebilirim. Film herkesi hem beğenmek hem de beğenmemek anlamında çok etkilemiş ve sarsmış. Hiç unutamadığım replik ise “Samet’in yaptıklarını çıkar, aynı ben.”
Ben ilk kez bu kadar büyük bir festivale ve ödül dünyasına gözlemci olarak böyle yakından girdim. Mesela Cannes’da kategorileri bilerek birçok filmi izledim, kendimce listeler yaptım ve sonuçta hiçbir tahlilim tutmadı. Haliyle gördüğüm şey aslında sadece 9-10 kişinin kararında bittiği ve işlerin son derece subjektif ilerlediği oldu. Dolayısıyla bence ödül kısa vadeli kurulan bir ilişki biçimi. Ben de bu nedenle ödüllerin değil filmin uzun vadede seyirciyle kurduğu ilişkiyi daha samimi buluyorum. Kısacası bence, ödüller, kısa vadede bir algı yaratsalar da, daha çok kolektif bir heyecan katmak için varlar kanımca. Seyircinin ilettiği duygu daha gerçek bence, sosyal medya sayesinde de bunu takip edebiliyoruz son günlerde…
Evet evet bence filmleri coğrafyaya dahil olduğu kadar da evrensel. Bu yüzden anlaşıldığını ben bizzat gördüm. Oradan nasıl göründüğünü toplumsal olarak analiz edecek durumda değilim ama filmin yurtdışındaki festivallerde de oldukça ilgi çektiğine şahit oldum.
Bu samimi röportaj için çok teşekkürler.
Ben teşekkür ederim!
İlgili Haberler
Kim ne derse desin, emek harcanmadan kazanılmak istenen her türlü maddi kazanç kumardır; çünkü kumarın temel mantığında kazanma ve kaybetme heyecanı vardır. Kazanmak ve kaybetmek… Geçenler, kalanlar… Bu temelde borsa oynamak da bir kumar oyunudur. Efendim, işletmeden hisse senedi satın aldım. Ülke ekonomisine maddi katkı sundum. Çorbada tuzum olsun istedim. Geçin bunları… Ülkede kaç kişinin […]
T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla Film Yönetmenleri Derneği organizasyonu olan Film Yapım & Yönetim Akademisi Beyoğlu Sinemasında sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. Film-Yön Uluslararası Film Yapım Atölyesi Akademisi kapsamında; Alin Taşçıyan Moderatörlüğünde Venedik Film Festivali programcısı Paolo Bertolin, M.Tafur Aydın ModeratörlüğündeEzgi Baltaş ile Cast Yönetimi , Perihan Taş Öz Moderatörlüğünde Yamaç Okur […]
Galeri 11.17, 14 Kasım 2024 tarihinde açılacak olan “İzlerin Fısıldadığı Kimlikler” sergisiyle, izleyiciyi kimliğin çok katmanlı ve derin izlerini keşfetmeye davet ediyor. Resimden heykele uzanan farklı disiplinlerde üretilmiş eserlerin bir araya geldiği sergi, sanatçının hayatında iz bırakmış kişileri ya da derin duyguları fısıldayan portrelerle dolu. Bu sergi, her bir portre ve heykelin yalnızca dış görünüşü […]
Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı LÖSEV, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’nı İstanbul’da düzenlenen coşkulu bir şenlikle tamamladı. Kadıköy Belediyesi’nin destekleriyle Göztepe Özgürlük Parkı’nda gerçekleşen etkinlikte, lösemi tedavisi gören çocuklar, aileleri ve gönüllüler bir araya gelerek unutulmaz bir gün yaşadı. Şenlikte, LÖSEV Gönüllü Korosu çocuklarla birlikte sahne aldı ve izleyicilere keyifli anlar sundu. Adalar Belediyesi […]