MENÜ ☰
Volimax
Pilot Garage Kartal
Kadıköy Gazetesi » Flaş, Genel, Yazarlar » Defineleri koruyan ejderha!
Nazan Şara Şatana
Defineleri koruyan ejderha!


Efsaneler soluklanmak gibi gelir bana.
Ara vermek, molaya çıkmak gibi…
Gerçekle hayalin arasında bir yerdedirlerdir de! Anlamakta zorlanırız. Deriz ki;
“Peki, efsane ise, bir çeşit masal! O zaman bazı gerçeklerin süregelmişliği günümüze kadar nasıl uzanmış, nasıl olmuşta efsanelerin izlerini bu günlerde taşıyor hatta yaşıyoruz? Bu zamanlarda adetlerini, uyguladıklarını zamanımıza uyarlanmış olarak kullanıyoruz? Bütün bunlardan sonra da masal bu canım diyebiliyor muyuz?”

Efsane neydi?
‘Efsane, uzun zamanlardan süre gelen, nesilden nesile aktarılan öyküler değil midir?
Öykü nedir?
‘Bazen gerçek, bazen de düş ürünü olayları aktaran kısa anlatılar.’
Mitoloji neydi?
‘Mitoloji bir dinin veya halkın kültüründe geçenleri anlatan, yorumlayan, sınıflandıran bilim dalı…’

Efsaneler elbette esrarengizdir. Bilinmeyendir de demiştik. Bilinmeyen merak uyandırır. Meraklandığımız efsanelerden biride Çin Efsanesi değilmidir?
Gerçi Çin’lilere ait olan her şey merak edilir. O kadar değişik kültürleri varki, incelememek gibi bir duygu zor zaten!

Ejderhaları ben çocukken onlardan öğrendim dersem inanın çok da yanlış söylemiş olmam… Efsaneler doğa üstü varlıkları, tanrıları ve kahramanları anlatır ya, bende masal türü anlatıları oldum olası çok sevdiğimden küçük yaşlarda bilinmeyenlerle, efsanelerle tanışmıştım.
Bu yazımda biraz da olsa Çin Mitolojisinden söz etmek istiyorum.

Çin Mitolojisi, tarih efsane ve mitin karışımı!

Tarihçiler Çin Mitolojisinin MÖ. 12 yüzyıl’da oluşmaya başladığını söylüyorlarmış. Eski dönemleri yok gibi, yazılı dönemlerden sonra ortaya çıkmış. Yaratılış mitleri, golklorik ögeler, tarihi olaylarla karışık bir mit yapısı olan Çin Mitolojisinde efsenevi tanrısal krallarda diğer mitolojilerde olduğu gibi mevcut. Bir hayli de çoklar…
Çin Mitolojisinde başlangıç ve son çok önemli!
Evrensel felaketlerden ve bunların sonuçlarından oluşabilecek yaratılışlardan söz edilir. Bir hayli önemli olan durumda;
‘İdeal yönetici’ hususudur.
Çin mitinde imparatorlukla ilgili mitler öne çıkanlardandır.
İlk başlarda Hayvan ve ata fikri ve kabile vurgusu zamanla tanrılar, insanlar ve hayvanlar üzerinde yoğunlaşmış. Tümünün belirli bir biçimde olunmasına özen gösterilmiş. Sonrasında Budizmin yayılmasıyla farklılaşmış.
Ortaya şöyle bir durum çıkmış.

Budizm öncesi Çin mitolojisi ile Budizm sonrası Çin Mitolojisi…
Birbirlerine fazla benzemiyormuş.
Dahası, Budizm öncesine dair kaynaklar da çok fazla değilmiş.
Genelde Çin Mitolojisi denildiğinde akla gelen Konfüçyüs metinleriymiş.

Antik Çin Mitolojisinde Dağ ve Deniz klasiği varmış. ‘Shan Hai Jing’
Çin’deki mitlerden, büyücülükten, coğrafi, tıbbi, tarihi içerikler, adetler ve dinden ayrıntılı bir şekilde bahseden bir yazınmış.
Birçok yazınlarda geçmeyen mitik figürler bunda yazıyormuş.
Klasik Çin Mitolojisinin büyük bir kısmını ayrıntılı bir şekilde barındırıyormuş.

Bir anlatıda şöyle diyor:
Çin mitolojisinde evrenin bir yumurta içinde olduğu anlatılıyormuş.
İlk olarak Pengu (Pan Ku) oluşmuş.
Pengu, yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı 18.000 yılda düzene sokmuş.
Yumurtanın üst kısmı, yükselip gökyüzünü Yang’ı meydana getirmiş.
Alt kısmı ise çökerek yeri Yin’i oluşturmuş.
Yin, dişi; Yang ise erkekmiş.
Birbirlerini tamamlamışlar.
Bu iki gücün birleşimi dev bir yaratıcılık etkisi doğurmuş.
Dünyanın ve varlıkların temelini oluşturmuş.
Bu ikiliğin her parçası birbirine geçmekteymiş.
Birbirini koşullandırıyorlarmış.
Ayrı olamamaktalarmış.
Karşıtlar arasında birlik ve savaş oluşmaktaymış.
Yin ve Yang enerjileri, sürekli birlikte dans ediyorlarmış.
Böylece kozmik dengenin uyumunu yaratırlarmış.
Yin, soğuk, karanlık ve atılmış.
Yang, sıcak, aydınlık ve hayat doluymuş.

Bu ikili, sonradan Feng shui’yu, hayat enerjisinin akışını anlatan yaşama sanatını ortaya çıkarmış…
Çin geleneklerine ve inanışlarına göre yaşamın sürmesini sağlayan;
“Yin – Yang” olarak adlandırılan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede tutulabilmesi prensibiymiş.
Evrendeki bu iki karşıt gücün varlığı, var oluşun ayrılmaz iki kutbuymuş.
Bu iki kutup sayesinde ‘Denge’ sağlanabilmekteymiş.
Çin simgeleri arasında başı çeken “Yin -Yang”ta ortada beyaz ve siyah daireler bulunuyormuş.
İç içe olmaları, bu ikiliğin düalitenin doğada olduğuna işaret edermiş.

Pengu, Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölmüş.
Öldükten sonra sol gözünden güneş,
Sağ gözünden ay,
Kanından denizler,
Saçlarından ormanlar,
Gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgârlar meydana gelmiş.
Çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşmuş.(alıntı)

Yazıya başladığımda ejderhalardan söz etmiştim. Sıra ejderhalara geldi nihayet. Başta yazdıklarımı yazmasaydım bu konuya zor adapte olabilirdik.
Bu mitolojide ejderlere çok önem verildiğini biliyorum. Sıra detaylandırmaya geldi.

Long adlı bir ejder var bunun beş türü mevcut.
Tanrıların evlerini koruyan,
Rüzgâr ve yağmuru yöneten,
Deniz ve okyanusların derinliklerini temizleyen,
Defineleri koruyan,
Beş pençeli imparator ejderhaları…

Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirlermiş.
Yılda bir kere ona raporlarını sunarlarmış.

Her hayvanında sembolu mevcut olan Çin Mitolojisinde dört önemli sembol varmış.
Çin takımyıldızları içinde her biri dünya üzerinde bir yönü, mevsimi, rengi ve elementi temsil eden Dört büyük hayvan sembolü bulunuyormuş.

Kaplumbağa; Kış mevsimini ve kuzey yönünü temsil ediyormuş. Simgesi, kaplumbağanın etrafına sarılan yılanmış. Okyanusta yaşarmış, elementi suymuş, mutluluk ve uzun yaşamla özdeştirilirmiş.

Kaplan; Batının beyaz kaplanı olarak bilinirmiş. Sonbahar ve metal elementiyle ilişkilendirilirmiş. Cesaret ve asaleti temsil edermiş. Buda’yı ve insanlığı korurmuş. Tüm hayvanların ve dağların kralıymış.

Kuş; Güneyin kızıl ordusu olarak bilinirmiş. Simurg, Zümrüd-ü Anka, Phoenix olarak bilinen kuşla benzer özellikler gösterirmiş. Gökyüzünün kralıymış. Doğruluğu, şansı, ölümden sonra yaşamı ve yeniden doğuşu temsil edermiş. Elementi ateşmiş. Mevsimi yazmış.

Ejderha; Doğunun Mavi Ejderhasıymış. Kutsal yaratıklar içinde en popüler olanıymış. Elementi tahtaymış. Mevsimi baharmış. Rüzgâr, yağmur ve doğa olaylarını kontrol edermiş. Yeryüzüne bereket getirirmiş. Dürüstlüğü ve gücü sembolize edermiş.(alıntı)

Yazının başında demiştim ya; efsaneler soluklanmak gibi gelir bana.
Ara vermek, molaya çıkmak gibide! Gerçekle hayalin arasında bir yerdedirler… Anlamakta zorlanırız.
Bunların yanı sıra bizi düşündürür, eskilere gideriz. Nasıl olmuşlara, nasıl bu zamanlara kadar geldiklerine inanamayız.
Sonra düşünürüz, bazi mitler tiyatral olarak gelmiş elbette deriz. Bazıları taş kitabelere yazılmış, bazıları da şimdilerde fısıltı gazetesi dediğimiz kulaktan kulağa yayılarak asırları devirmeyi başarmış.

Arada da olsa böyle yazıları okumak iyi geliyor.
Günün zorluklarından, sıkıntılardan, bilememekten kaynaklanan kızgınlığımıza bir başka bilinmedikler! Bize ait problemleri çözmememizi daha bir kolaylaştırıyor.
Ben öyle düşünüyorum.

Sizlere kolaylar gelsin.
Nazan Şara Şatana

 

 

 

📆 08 Ağustos 2014 Cuma 10:15   ·   💬 0 yorum   ·   ⎙ Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ABS Kör Kalıp
Şeref Bey Döner

KADIKÖY'DE HAVA

İSTANBUL

BLOG

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

ANKET

Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.

BAĞLANTILAR