MENÜ ☰
Volimax
Benim de şirketim var | trink
Kadıköy Gazetesi » Flaş, Yazarlar » Bir Deniz Hayal Ediyoruz…
Nazan Şara Şatana
Bir Deniz Hayal Ediyoruz…


Dinleyin lütfen, Andre Rieu kemanıyla sizi uykunuzdan uyandırıyor.

Romeo – juliet çalıyor ve diyor ki Haydi uyanın gününüz güzel olsun.

 

Hırçın dalgalar görmüşüm, delicesine!

Birlikte hayal edelim mi? Diyelim mi haydi artık olduğumuz yerde değiliz, kısa bir süre başka bir yere gideceğiz.

Başka gözlerle görüp, başka türlü düşünüp hayal edeceğiz.

Hayallerimizin içinde mutlak mavi olmalı ki bize huzur versin. Biz huzuru arıyoruz nasıl olsa! Olmazsa olmazlardan biride yeşil olmalı. İki renk daha ilave ettik mi meseleyi birazda olsa halletmiş oluruz.

Renklerden biri kırmızı olmalı biride beyaz. Ne güzeldir bu iki renk. Ne kadar güzel durur, görülür, hissedilir, bakılır, gururlanılır… Hele kırmızının üzerinde beyaz bir de ay yıldız varsa gözlerimiz yaşarır, kalp atışlarımız hızlanır. Allahım korusun seni dersin, evladına der gibi, kardeşine, eşine dostuna der gibi.

Allahım korusun seni, sen hep yaşa, sen hep dalgalan.

Evet, biz yine hayallerimize dönüyoruz. Renklerden bir armoni hazırladığımıza göre haydi şimdi onları şekillendirelim.

Şöylede yapabiliriz, bazılarımız ressam olsun, tuvale can versin,

Renoır Rıerre Auguste olsun,muhteşem tablolar yapsın.

Bazılarımız müzik olsun, gönlünden ne geçiyorsa belki Much-Jazz latin Enstrumantal müzik yâda Sarah Brightman – Andrea Bocelli birlikte

Time to Say Goodbye okusun…

Bunları istemediniz mi o zaman Sıla ‘Yoruldum’ desin bu sizin tasarrufunuz olsun.

Buyurun hep birlikte başlıyoruz. Müzik kulaklarımızın pasını siliyor, bize enerjiler gönderiyor. Resimler aldı başını tuvallerde gitti.

O ne bir iyot kokusumu geldi uzaklardan.

Tamam, anladım mavide denizi kullanacağız.

Bir deniz hayal ediyoruz ama ulaştığı uç nokta bir sahil değil!

Bir kayalık dövüyor sanki dalgalar ve dalgaların biriktirdiği beyaz köpükler…

Bu nasıl bir çaba, bu nasıl bir telaş, bu nasıl bir buluşma?

Hayretler içindeyim ve sizlerde öylesiniz ki dalgaların müzikle karıştığı,

I found my love in Portofino bizi başka âlemlere taşıyor.

Dalgalarla kayalar bir çeşit aşk yaşıyorlar arada hızlanıp kavga ediyorlar bu çok açık çok belli. Kayalarda renkler beyazın, kırmızının yeşilinve mavinin tonlarından oluşmuş, karışmış kendi kaya tarzında renkleri oluşturmuş.

Elbette güneşin renkleri değiştirme becerisi ve bizlerin algılamalarının farklı olmasının da etkisi var. Benim yeşil gördüğümü bir an bir güneş ışığı ile sen mavi görebiliyorsun. Güzel olanda bu zaten!

Kayaların üstünde eskilerden çok eskilerden kalan karışık taşların saç örgüsü gibi örerek yükselttiği bir deniz feneri de orada öylesine arz-ı endan etmekte. Birkaç kat çizgileri üst tarafta bizi düşündürüyor. Oradaki çıkıntıları yapanlar süs olsun diyemi yapmışlardır, bir sebebe ihtiyaç olsun diyemi?

Anlamak zor! Zaman eskilerde kalmış.

Zaman dünlerin çok öncelerinde kaldığından ve o zamanlardan bu zamanlara görüşlerimizle birlikte algılarımızda değiştiğinden ve şu andaki romantik ruh durumumuzla biz bu deniz fenerini bir çeşit deniz kulesi olarak yorumlayabiliriz.

Bu bizim hesabımız kime ne?

Belkide hayalimizdeki kulede Rapunzel yaşıyordur da prensin gelip,

‘Rapunzel uzat saçlarını’

Demesini bekliyordur.

Kulenin tam üstünde beyazın azameti ile parlayan yaldızlı yerin gemicilere yol gösteren fener olduğu da aşikâr. Biz gönlümüzde hangisini alıp kabul ediyorsak öyle düşünelim. Beyazlığın üstündeki kubbede kırmızı!

Hemen arkalarındaki uzaktan üç ev yakından bir büyük ev ve yanındaki ilavesi ile görülen huzurlu yuvayı selamlıyoruz. Ressam telaşta, renkler coşmuş, fırça darbeleri tuvalde şaşkın! Görülen büyük güzellik, ressamın kalbi hızlanmış, nefesi sıklaşmış, gördüğü güzellikten gözleri yaşarmış ve tam o sırada;

Sezen Aksu söylüyor,

Ağlamak güzeldir. Süzülürken yaşlar gözünden!

Sezen’de iyi okur! İnsanın bam teline basar adeta!

Evin etrafını yeşiller sarmış. Yeşiller ağaç, yeşiller rengarenk! Nasıl yeşilin mi rengarengi? Evet, yeşilin tonlamalarında bir armoni! Nedeni çeşitli ağaçlar ve ağaçların farklı yapraklarının farklı tonları…

Evle sarmaş dolaş haldeler. Öyleki bacadan sızan ince duman bile o güzelim yeşilleri kahretmiyor. Duman bile temiz!

O fabrikaların savurduğu tozu dumana katan, zehirli gazları ile insanları hasta eden, atmosferi kirleten toz bulutlarını oluşturan,

Hava koşullarına bile etki eden, yeşilin griye dönüşmesini, toz bulutlarının yağmura neden olmasını sağlayan, yağmurla toprağa gelerek zehirli gazların toprağa karışmasına nadan olan, bize yiyecek olarak dönen zehirlerin bizlerde yaptığı hastalıklar!

Ah bu ne büyük vicdansızlıktır ki, bir çoğunda hala filtre sistemi yok, bir çoğu hala kalabalık yerlerde hala hayatlarına devam ediyorlar.

Bu da nereden çıktı. Yok yok böyle düşünmüyoruz. Biz renk diyoruz, biz müzik diyoruz, biz mutluluk diyoruz.

Onda mutluluk yok, acı var, ölüm var, yok oluş var! Hayır, biz kısa olsa gerçeklerden kaçmıştık ya, kısa da olsa hayal kuruyorduk ya, unutmuyoruz!

Devamdayız.

Bu nasıl güzel bir ev yarabbi!

Orada olmak, o evin içinde yaşamak!

Nasıldır acaba? Hiç bilmedim ki, sessizlikte gürültüyü yaşamadım, sessizlikteki gürültünün huzurunu da tatmadım. Ben hepşehirde, hep keşmekeşlik içinde, gürültü patırdı, egsoz ve kornalar eşliğinde yaşadım. Heyhal! Boşa geçen yıllar!

Burada huzuru hissetmemek mümkün değil. Evin içini de hayal edelim. İlkbaşta çok temiz olmalı. Beyaz burada başrol oynamalı. Pırılpırıl bir ev. Eşyalarda şık olsun ne de olsa alışkanlığımız var. Mutfakta ocakta annemizin yaptığı lezzetteki yemekte pişmek üzere hazırlanmakta olsun. Biraz ileride ise masa çoktan kurulmuş gelecekleri beklemekte. Belki benpencere kenarında olmalıyım.

Bir masa ve bilgisayarım olmalı.

Bilgisayarmı o ne hayaller dağılıyormu? Yok yok tamam anladım elle yazarım böyle güzel bir ortamı mahvetmeye kimin hakkı varki benim olsun. Kağıt tomarlarım bir yerde ve kalemlerimde diğer yanda masanın bir yanında da yakın gözlüğüm.

Oldu elimde mis gibi kokan kahvem. Yuppiii…

Yine biraz uçtum galiba! Olsun. O kadarda olacak hani kendime iltimas modeli yazan benim ya! Torpiller şahsıma.

Buda alışkanlık. Torpil olmadan ne olabiliyorki. Kim hakkını hakkı olarak alabiliyorki? Tanıdığın yok mu? Eyvahlar olsun, yandın! Hiçbir işini yaptıramazsın.  Filancanın tanıdığının tanımışlığı bile fayda ederken, senin edinimlerin, bilgin ve yaptıkların heba! Kimin umurundaki. Filanca gönderdi, buyurun.

Ben geldim efendim, bir şey arzedecektim de!

Ya yoktur, ya zamansızdır yada sebepsizdir.

Görüşmez. O kadar!

Allah hepimize yardım etsin.

Uğur Koşar kardeşim diyor ya’Allah de ötesini unut’ aynen öyle.

Bizler Allah diyoruz gerisi savsata…

Yine koptum gittim, ne olacak benim bu halim?

Bir hayalin bile içinde gerçeklerden ölüyorum.

Haydi diyelim ki yazımızı yazdık, yemek pişmiş altını kapattık. Ressam sakinlikten sıkılmış, dışarılarda malzeme toplayacak, müzikte susmuş o zaman canlanalım adrenilin gerek bize. Hop kapımızı açıyoruz. Mis gibi deniz havası yine müzik ve Edith Piaf – Non, je ne regrette rien söylüyor. Susunuz lütfen burada dinlemek gerek. Of ya tüylerimiz diken diken. Fransızcayımı anlıyoruz? Yok, hayır anlamıyoruz. Anladığımız müziğin evrensel bir dil olduğu…

Bizlere hitap ettiği, herkesi duygulandırdığı, heyecanlandırdığı…

Derince soluklandıktan, çevreyi izleyip tüm panorama toplamını aklın hafıza kısmına kaydettikten sonra sıra geldi taşlarla bezenmiş, çevresine tahta çitlerle çevrelenmiş, aşağıya doğru inen bazı yerlerde basamak bazılarında hafif rampa modeli ile yola koyulmaya!

Çiçekler ah çiçekler!

Dünyayı süslerler, enerjileri nasıl yumaşıcıktır, onlar sizleri gülümsetir.

Varmıdır biri acaba çiçeklere bakıp kızacak! Bence yoktur. Onlar gülümsemedir, onlar hoş olma halinin çeşitlileridir, onlar güzeldir.

Güzel sevinçtir, sevinç mutluluktur.

Mutlu olmak insanlara verilen hediyedir. Yine sıralamakta zarar yok sanırım.

Mutluluk sağlıktır, mutluluk huzurdur, mutluluk sevinçtir.

Çiçekler bizlere neler veriyor Yarabbi!

Muhteşem göz ziyafeti eşliğinde fevkalade kokular.

Koku denilince durmak gerekli…

Ben kokularla insanları birleştiririm.

Uzun yıllar görmediğim birini, yanımdan geçen bir başkasının parfüm kokusunu duyduğumda hatırlarım.

Bu o gibi kokuyor! Derim. Sanki vuslat olmuş gibi olurum.

O gelmiş, o oradaymış gibi!

Bir anlamda bu yad etmek keyf verir, ne güzel eskilerden biri yenilerin arasına katılmıştır. Bazende hiç istenmez.

Unutulmuştur eskilerde kalmıştır, nereden çıktı yukarılara da merhaba dedi?

Deriz ama o koku var ya o koku işte böyle bir şeydir elden ne gelir?

Değil mi ki koku- koku alma duyusuyla hissedilen, havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerdir. Eee o zaman güzeldir.

Yine geldik nereden nerelere.

Biz ressamları, müzisyenleri ve okurları kızdırmayalım.

Devam edelim. Yeni bir müzik yine olsun.

Özcan Deniz desinki:

‘Cahildim dünyanın rengine kandım’

Cahilken neler yaptık neler?

Hatalar bir sürü, günahlar fazlasıyla!

Ahh şimdiki aklım olsa sözleri sadece bize büyüklerden kalan bir nasihat değil ki! Gerçeği bu.

‘Şimdiki aklım olsaydı!’

Olmuyor işte, olmuyor.

‘Cahildim dünyanın rengine kandım’

Gençlik başka bir alem, başka bir dünya. Kan gerçekten damarlardan deli deli akıyor. Deli işte sorgumu olur, deli işte mantık mı aranır?

Aranmasına aranmazda sonrasında pişmanlıklar kalır.

Ah-larla vah-lar sarar bünyeyi.

Düşündürür zaten düşünmeyi seven, düşünerek yaşayan benim gibilerine!

Büyük fırsat olur.

İnelim artık bu basamaklardan, kayaların yanından sahile inmişliğimiz olacak o zaman ki oh ne ala ne ala…

Nedeni başladığımız yere dönmek!

Hani demiştik ya; ‘Hırçın dalgalar görmüşüm, delicesine!’

Kayalara vuran, bazen kavga eden, bazen dans eden dalgalarla ben ve benim ayaklarım buluştu. Kum nasıl bir şey?

Ne kadar güzel bir duygu dalgaların parmakları okşayarak uzaklaşması…

Sahilde ben çakıl taşlarını da görüyorum, midye kabuklarını da!

Bu taşların rengi nedir böyle?

Renkler ıslakken parlak, kuruduğunda mat.

Şaşkınım hangisi daha güzel?

Bir bilinen var halbuki!

Hayat güzel.

Dürüstsen, vicdanın rahatsa, geceleri huzur içinde uyuyorsan, sana küfür ya da beddua eden yoksa mesele bitmiştir.

Başarmışsındır.

O zaman tuvaldeki resim biter, o zaman müzisyenler son olarak,

Farid Farjad çalar ve derki:

‘Fikrimin ince gülü’

Fikir ve ince güller buyurunuz.

 

 

Nazan Şara Şatana

 

 

📆 06 Ağustos 2014 Çarşamba 11:37   ·   💬 0 yorum   ·   ⎙ Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ABS Kör Kalıp

KADIKÖY'DE HAVA

İSTANBUL

BLOG

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

ANKET

Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.

PUAN DURUMU - SÜPER LİG

BAĞLANTILAR