- Kadıköy Gazetesi - https://kadikoygazetesi.com -

Bedia Muvahhit

BEDİA MUVAHHİT

 
1921’de Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliğine başlamış,

 
O, öğrenim gördüğü yıllarda Telefon şirketinde çalışan ilk kadınlardan,
O, Kadıköy Terakki Mektebi ve Notre Dame de Sion Lisesi’nde okumuş,
O, Fransızca ve Rumca’yı küçük yaşlarda öğrenmiş,
O, 1921’de Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliğine başlamış,
O, Türkiye’nin ilk Müslüman kadın oyuncularından,
O, tiyatro ve sinema sanatçısı,
O, 1987 yılında Devlet Sanatçısı unvanını almış.
O’nun anısanaTürkiye postaları tarafından pul bastırılmış.
O, gerçek bir sanatçı,
O, Bedia Muvahhit…

 

 

Bedia Muvahhit’i hatırladığımda onun konuşmasını anımsarım, kırmızı ruju ile dudaklarını küçülten boyamasını, gözlerine çektiği sürme kaleminin koyuluğunu anımsarım.
Cesur yürekli kadınları çok severim.
Eli öpülesi kadınlar derim onlar için,
Yürekleri kocaman, babayiğit bu kadınlar…

 

 

Gerçekten kim inkâr edebilir ki, böyle muhteşem kadınları ve onların sanatlarını.
Şimdilerde sosyal medya bu kadar revaçta iken, televizyonlarda magazin programları tanıtmak için bu kadar yarışta iken bile tanınmak güç iken onlar yıllar önce sanatlarını alınlarının akı ile dile getirerek gerçek şöhreti yakalamışlar.
Hayran olmamak ne mümkün!

 

 

Sanat çok önemli!
Mustafa Kemal Atatürk ne güzel söylemiş:
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir…”

 

Asırlardır sanat var.
İlk zamanlardan itibaren tiyatro olmuş. Hala her yeni kazı yeni bir amfi tiyatro harabelerini ortaya çıkartıyor.
Albrecht Durer, ‘Sanat kâinatın içindedir. Sanatkâr bunu oradan çıkarabilendir’ demiş…
Kâinattan sanatı çıkartmak!
İşte sanat böyle bir şey! Sonsuz…
Jean Jacques Rousseau, ‘Sanat, şiddeti ortadan kaldırmalıdır, yalnız o yapabilir bunu’ demiş. Ne güzel söylemiş. Öyle değil midir?
Sanat hayal gücünün ve yaratıcılığın ifadesi değil midir?
Yürekten ifadelerle, vücut diline geçen seslerle ve gözlerle bütünleşen bir olay!
Sanat insanlığın evrensel bir değeridir ve her kültürde görülmüştür. Bu olgu insanlık tarihinin her döneminde olmuştur.
Sanatın hangi dalında olunursa olunsun, duyguların dışa yorumudur.
Sanatı böyle ifade ettiğimizde sanatçının önemini de fazlası ile anlamış oluyoruz. Sanatçı, sanatı tam olarak bilen, özümseyen, çok önemli olduğunun bilincinde olan, herkesten farklı gören ve düşünendir.
Getirisi olarak da farklı yorumlar, farklı yansıtır…
Sanatçı bilmeli ve görmelidir. Gördüklerini de estetik ve anlaşılır halde aktarmalıdır.
Sanat ve sanatçı budur bence.

Sanatı ve Sanatçıyı bir ismi ile hatırlatan Bedia Muhavvit’i işte bundan dolayı saygı ile anmak gerekli…

O, sanat hayatına 1908’de başlamış,
O, 1914’te Darülbedayi’ye girmiş.
O, Türk sinemasının ilk kadın oyuncularından biri,
O, 1923’te Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek filminde oynamış.
O, 1923’te tiyatroya başlamış.

 

Bu yaşama veda ettikten sonra anılmak! Muhteşem…
Bedia Muvahhit adına 1995 yılından itibaren, Türk Kadınlar Birliği tarafindan Şehir Tiyatroları’nın genç kadın sanatçılarına ödül veriliyor.
Bu fevkalade güzel ödülün ismi:
“Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülü”
Buda onun tiyatroya verdiği emeği anlatıyor, onun sanata verdiği değeri ifade ediyor.
Adına kitaplar yazılıyor ve deniliyor ki:
‘Bedia Muvahhit -Bir Cumhuriyet Sanatçısı’
Adına düzenlenen daha bir çok tiyatro ödülleri olan bir sanatçı…
200’ün üzerinde oyunda ve sayısız filmde rol almış büyük bir sanatçı Bedia Muvahhit…
1918 yılında sanatçı Ahmet Refet Muvahhit ile evlenmiş.
1927 yılında eşinin ölümünün ardından piyanist Ferdi von Statzer ile ikinci evliliğini yapmış.
1951 yılında eşinden ayrımış.
1975 yılında Şehir Tiyatroları’ndan emekli olmuş.

 

Büyük usta, 20 Ocak 1994 tarihinde 97 yaşında hayata veda etmiş.
Ardında bir çok başarı öyküsü, bir çok ödül ve saygıyla anılan efasene bir ad bırakmış.
Böyle saygıyla anılmak ne güzel…
Nazan Şara Şatana