
Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı’nın yaklaşık yarım asırdır Göztepe Yerleşkesi’nde oluşturduğu sanat eğitimi ve atölye kültürü, planlanan taşınma süreci nedeniyle önemli bir kırılma riskiyle karşı karşıyadır.

Konu yalnızca bir bina değişikliği değildir. Sanat eğitimi için yıllar içinde oluşturulmuş özgün atölye altyapısının, mekânsal hafızanın ve akademik birikimin, eşdeğer koşullar sağlanmadan dağıtılması endişesi taşınmaktadır.
1968 yılında Atatürk Eğitim Enstitüsü olarak kurulan Göztepe Yerleşkesi, yalnızca dersliklerden oluşan bir kampüs değildi. Türkiye’nin öğretmen yetiştirme tarihinde önemli bir yere sahip olan bu yerleşke, zaman içinde Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nin kimliğini oluşturan akademik ve kültürel bir merkez hâline geldi. Bugün de Atatürk Eğitim Fakültesi, kökleri 1848’e uzanan öğretmen yetiştirme geleneğinin devamı olarak tanımlanmaktadır.
Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı ise bu belleğin en özgün parçalarından biridir. 1980 yılından itibaren sanat eğitiminin gereksinimleri doğrultusunda tasarlanmış atölyelerde eğitim verilmiş; zaman içinde resim, grafik, heykel, seramik, tekstil, özgün baskı, fotoğraf, temel tasarım ve diğer uygulamalı sanat alanları ortak bir atölye kültürü içinde gelişmiştir. Marmara Üniversitesi’nin kendi program tanıtımında da disiplinlere özgü atölyeler, sergi salonları, seramik fırını, doğa atölyesi ve uygulama alanları eğitimin temel bileşenleri olarak tanımlanmaktadır.
Bu atölyelerde yalnızca ders yapılmadı.
Kuşaklar boyunca sanat öğretmenleri yetişti.
Sanatçılar yetişti.
Lisansüstü araştırmalar üretildi.
Sergiler, söyleşiler, çalıştaylar ve bilimsel etkinliklerle Göztepe Yerleşkesi ile Kadıköy arasında yaşayan bir sanat ve eğitim ilişkisi kuruldu.
Bugün ise bu bütünün kısa sürede Maltepe Yerleşkesi’ne taşınması planlanmaktadır.
Elbette üniversiteler gelişir, büyür ve yeni yerleşkelere taşınabilir. Tartışılması gereken konu taşınmanın kendisi değildir.
Asıl soru şudur:
Sanat eğitimi için özel olarak tasarlanmış ve yaklaşık yarım yüzyılda oluşmuş bir atölye ekosistemi, onu karşılayacak eşdeğer veya daha nitelikli sanat eğitimi mekânları eksiksiz biçimde oluşturulmadan neden dağıtılmaktadır?
Uygulamalı sanat eğitimi, standart derslik mantığıyla yürütülemez. Atölyeler yalnızca fiziksel hacimler değildir; her biri farklı üretim süreçlerine göre biçimlenmiş, teknik altyapısı, doğal ışığı, güvenliği, depolama düzeni ve pedagojik işleyişi olan özel öğrenme ortamlarıdır. Bu bütünlük parçalandığında yalnızca mekân değişmez; eğitim yöntemi, üretim kültürü ve öğrencinin öğrenme deneyimi de zarar görür.
Bugün kaybedilme riski taşıyan yalnızca Göztepe’deki birkaç bina değildir.
Kaybedilme riski taşıyan; yaklaşık altmış yılda oluşmuş bir eğitim kültürü, uygulamalı sanat eğitiminin mekânsal hafızası ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken akademik birikimdir.
Bu nedenle mesele yalnızca Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı’nın meselesi değildir.
Bu mesele; Marmara Üniversitesi’nin kurumsal hafızasının, Kadıköy’ün kültür yaşamının, Türkiye’nin sanat öğretmeni yetiştirme geleneğinin ve uygulamalı sanat eğitiminin geleceğinin meselesidir.
Üstelik bugün tartışılması gereken yalnızca taşınma kararı da değildir. Asıl tartışılması gereken; sanat eğitiminin gerektirdiği fiziksel, teknik ve pedagojik koşullar eksiksiz sağlanmadan gerçekleştirilecek acele bir taşınmanın, öğrencilerin eğitim hakkı ve uygulamalı sanat eğitiminin niteliği üzerinde yaratacağı uzun vadeli etkidir.
Bu nedenle bir çağrı yapmak istiyoruz.
Öğretim elemanlarına…
Emekli akademisyenlere…
Mezunlara…
Öğrencilere…
Sanatçılara…
Meslek örgütlerine…
Yerel yönetimlere…
Ve Kadıköy kamuoyuna…
Bugün korunması gereken yalnızca bir bina değildir.
Korunması gereken; 1968’den bu yana yaşayan bir eğitim kültürü, 1980’den bu yana gelişen özgün sanat atölyeleri ve bunların oluşturduğu akademik ekosistemdir.
Üniversiteler yeni binalar yapabilir.
Ancak yarım yüzyılda oluşan bir eğitim kültürü, bir atölye geleneği ve bir mekânsal hafıza aynı hızla yeniden inşa edilemez.
Bu nedenle çağrımız değişime değil; eğitim niteliğinin korunmasına yöneliktir.
Sanat eğitimi aceleyle değil, bilimsel planlamayla ve öngörüyle yürütülmelidir.
Çünkü atölye, yalnızca ders yapılan bir yer değil; sanat eğitiminin kendisidir.