
Ülkede nüfusun yarısı kurye yarısı evde yemek bekler oldu.. ocakta kaynamayan çorba da ev olmaz o evden de aile olmaz. Sevgili Okurlarım bu haftaki yazımın giriş başlığı biraz sert ve iddialı oldu ama güncel ve gerçekçiliği her geçen gün de yaşam biçimi halini aldı.

Dişten Artar, Tırnaktan Artar: Tasarrufun Unutulan Değeri
Eskilerin bir sözü vardır: “Dişten artar, tırnaktan artar.” Yani küçük küçük biriktirilen, özenle saklanan, sabırla korunan değerlerdir gerçek tasarruf. Bugün ise bu sözün ağırlığı neredeyse unutuldu. Sofrada kalan ekmek kırıntısının bile bereket sayıldığı günlerden, tüketimin hızına kapılıp her şeyin kolayca çöpe gittiği bir zamana geldik.
Ülkede nüfusun yarısı artık kurye olmuş, diğer yarısı da evde yemek bekler hale gelmiş. Oysa yemek dediğin sadece karın doyurmak değildir; aileyi bir araya getiren, sohbeti başlatan, hatıraları mayalayan bir ritüeldir. Kapıya gelen paket, sofranın sıcaklığını, ocağın kaynayan çorbasının kokusunu veremez.
Çünkü ocakta kaynamayan çorba, ev değildir. O evde aile olmaz. Çorbanın buharı, evin duvarlarına sinen huzurdur; tencerenin sesi, çocukların kahkahasına karışan sevgidir. Paketlenmiş yemekle karın doyar belki ama ruh aç kalır. Sevgili Okurlarım,
Bugün tasarrufu sadece para biriktirmek sanıyoruz. Oysa tasarruf, sofrada pişen çorbayı paylaşmak, emeği saklamak, sevgiyi korumaktır. Dişten ve tırnaktan artan sadece kuruşlar değil; vefa, bereket ve aile sıcaklığıdır. Günümüz Huzurla dolsun.
Neşat YALÇIN Nasifoğulları Kadıköy İstanbul