
Bir sofraya oturduğumuzda aslında sadece yemek yemeyiz. Sofra, hayatın aynasıdır. Orada gördüğümüz ekmek, üreticinin sabahın ayazında yoğurduğu hamurdur. Orada gördüğümüz peynir, sabrın ve titizliğin ürünüdür. Sofra, vicdanın en sade sahnesidir.

Bugün tüketim hızla artıyor, paketler çoğalıyor, etiketler parlıyor. Ama sorulması gereken soru şudur: Bu ürünün ardında hangi niyet var? Üretici samimiyetle mi çalıştı, yoksa sadece kar için mi? Biz tüketiciler, bu sorunun cevabını aramadan sofraya oturduğumuzda aslında kendi vicdanımızdan da uzaklaşmış oluyoruz.
Doğallık, sadece sağlıklı beslenmek değildir. Doğallık, kendine ve topluma karşı dürüst olmaktır. Çocuklarımızın geleceğini düşünmektir. Kültürümüzü yaşatmaktır. Çünkü her doğal ürün, bir köyün, bir ailenin, bir hafızanın taşıyıcısıdır.
Onu seçmek, geçmişe vefa, geleceğe umut demektir. Sevgili Okurlarım,
Gazetenin bu köşesinde dile getirmek istediğim derin çağrı şudur: Soframızda sadece lezzeti değil, emeği de hatırlayalım. Çünkü gerçek bereket, üreticinin alın teriyle tüketicinin vicdanı buluştuğunda doğar. Ve işte o zaman, soframız sadece karın doyuran bir masa değil, hayatı anlamlandıran bir sahne olur.
Neşat YALÇIN Kadıköy İstanbul