
Uluslararası yayınlarda yer alan İstanbul depremi değerlendirmeleri, Türkiye’deki bilim çevrelerinde yeni bir tartışmayı tetikledi. Marmara’daki faylara ilişkin farklı senaryolar, uzmanların birbirinden zıt açıklamalarıyla yeniden gündeme taşındı.
İstanbul için uzun süredir konuşulan “büyük deprem” senaryosu, son günlerde yayımlanan uluslararası bilimsel analizlerle yeniden tartışma konusu oldu. Science dergisinde yayımlanan araştırma ile New York Times’ta yer alan değerlendirme, Marmara Denizi’ndeki sismik risklere dikkat çekerken, iki farklı Türk yer bilimcisinin açıklamaları kamuoyunda dikkat çekti.
Almanya merkezli Helmholtz Yerbilimleri Merkezi’nin öncülüğünde yürütülen ve Science dergisinde yayımlanan çalışmada, Marmara Denizi altındaki Ana Marmara Fayı’nda son yıllarda batıdan doğuya doğru ilerleyen bir sismik hareketlilik tespit edildiği belirtildi. Araştırmada, bu sürecin İstanbul’a daha yakın olan ve uzun süredir kırılmamış bölümlerde gerilim birikimine yol açabileceği ifade edildi.
14 bilim insanının katkı sunduğu çalışmada, Marmara Fayı’ndaki bazı parçaların “kademeli kırılma” sürecine girdiği, bunun da zincirleme bir stres aktarımına neden olabileceği vurgulandı.
Araştırmada özellikle Avcılar açıklarında yer alan ve bugüne kadar belirgin bir sismik hareketlilik göstermeyen yaklaşık 15–20 kilometrelik bölüm öne çıkarıldı. “Sessiz segment” olarak tanımlanan bu alanın, enerji biriktirmiş olabileceği ve olası bir depremin başlangıç noktası olabileceği değerlendirildi.
Bilim insanları, bu bölümde yaşanabilecek bir kırılmanın, doğusunda bulunan ve tamamen kilitli durumda olduğu belirtilen Prens Adaları segmentini de tetikleme ihtimali bulunduğuna dikkat çekti.
Söz konusu değerlendirmelere Prof. Dr. Şener Üşümezsoy sert tepki gösterdi. İstanbul’da 7 ve üzeri büyüklükte bir deprem beklemediğini yineleyen Üşümezsoy, Marmara’daki fayların tek parça halinde kırılabilecek bir yapıda olmadığını savundu.
Üşümezsoy, geçmişte yaşanan depremlerin bazı segmentlerdeki enerjiyi büyük ölçüde boşalttığını belirterek, İstanbul’u yıkacak ölçekte bir depremin bilimsel verilerle desteklenmediğini dile getirdi. Ona göre Marmara’daki en riskli alan, sınırlı uzunluğa sahip Kumburgaz sırtındaki küçük bir segment ve bu bölümün üretebileceği en büyük depremin 6,5 civarında olabileceği ifade ediliyor.
Öte yandan New York Times’ta yayımlanan bir analizde, İstanbul’da meydana gelebilecek büyük bir depremin “çok ağır insani sonuçlar” doğurabileceği yönünde değerlendirmelere yer verildi. Bu yazının ardından Prof. Dr. Naci Görür de açıklama yaptı.
Görür, Marmara Denizi’nde tarih boyunca büyük depremler yaşandığını hatırlatarak, Cumhuriyet döneminde de benzer bir depremin kaçınılmaz olduğunu savundu. Ona göre asıl mesele, depremin ne zaman olacağından çok, kentlerin ne kadar hazırlıklı olduğu. Görür, kentsel dönüşümün tek başına yeterli olmadığını, şehirlerin bütüncül şekilde “deprem dirençli” hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Uluslararası yayınlarda yer alan analizler ve Türk bilim insanlarının farklı görüşleri, İstanbul depremine ilişkin belirsizliğin sürdüğünü bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlar zamanlama konusunda net bir tarih vermekten kaçınırken, riskin varlığı konusunda kamuoyunun dikkatli ve hazırlıklı olması gerektiği görüşünde birleşiyor.
Kaynak: Haber Merkezi