- Kadıköy Gazetesi - https://kadikoygazetesi.com -

Başkan Altınok Öz, İlber Ortaylı paneline katıldı

Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz, Doğu Karadenizliler Derneği’nin düzenlediği panele katıldı. Panele konuşmacı olarak katılan Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Doğu Karadenizliler Derneği Dernek Başkanı Necmi Kurt, belediye meclis üyeleri ve dernek üyeleri de toplantıya katıldı.

 

Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz, Doğu Karadenizliler Derneği’nin düzenlediği panele katıldı. Panele konuşmacı olarak katılan Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı panelde gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Siyasetçiler tarihi cehaletten kurtulmalı

Galatasaray Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın konuşması öncesinde Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz bir konuşma yaptı. Türkiye’nin önemli bir virajdan geçtiğini, siyaset yapanların tarihi çok iyi bilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Altınok Öz, “Türkiye önemli bir virajdan geçiyor. Saraybosna’da bir Cuma namazında hoca vaaz verdi. Ben anlamadım. 400 yıl kaldığımız yerde din adamı cemaatle aynı dili konuşamıyorsa o zaman bunu sorgulamamız lazım. Biz Akdeniz’i ve Kırım’ı kapadıktan sonra, Avrupa Çin’e ulaşmak isterken Amerika’yı keşfetti. Amma sayemizde mi keşfetti, yoksa biz mi keşfettik. Şurada bu öne çıkıyor. Siyaset yapanların mutlaka tarih cehaletinden kurtulması gerekiyor. Tarihi çok iyi bilmesi gerekiyor. Okul yıllarımda 8 ciltlik Ulusal Kurtuluş Savaşı Destanı’nı okuduktan sonra hayatım boyunca ne sağda oldum ne de solda oldum. Hayatım boyunca hep Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün peşinde oldum. Buradan genç arkadaşlara sesleniyorum, mutlaka tarihinizi bilin.” dedi.

 

Hukuki realiteye aykırı

Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz’ün konuşmasının ardından Galatasaray Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı da kürsüye çıkarak Türkiye’nin son dönemdeki güncel gelişmeleri ve olayları anlattı. Ortaylı, Türkiye’nin bir imparatorluğun mirasçısı olduğunu söyleyerek konuştu: “Türkiye bir imparatorluğun mirasçısıdır. Bunların ikisi aynı şeyler değildir. Bazılarının söyledikleri sözler hukuki realiteye aykırıdır.” diye konuştu.

 

Ermeni soykırımı yoktur

Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ermeni Soykırımı iddialarını, savaş yıllarında cephe gerisini sağlama alma amacıyla alınmış ‘zorunlu yer değiştirme’ olarak niteledi. Sözde Ermeni soykırımı iddialarını bir ‘soykırım’ olarak değil, ‘zorunlu yer değiştirme’ olarak niteleyen Ortaylı, “Ermeni soykırımı söz konusu bile değil. O gün yapılan ‘deportizasyon’dur, yani zorunlu yer değiştirmedir.” dedi. Ermenilerin bazı bölgelerden sürgün edilmesi kararının savaş yıllarında cephe gerisini sağlama alma çabasının bir ürünü olduğunu kaydeden Ortaylı, “Bazı bölgelerden Ermenilerin sürgün edilmesi meselesi Osmanlı’nın boş yere girdiği bir savaşın ardından akıllı bir tavırla cephe gerisini sağlama alma adına giriştiği çabanın ürünüdür. Ve bu sürgün kararı o günün şartlarında Osmanlı ordusunun başındaki bir Alman generalin isteği doğrultusunda alınmış bir karardır. O günün şartlarında cephe gerisini kurtarma adına alınan karar da askeri açıdan son derece doğru bir karardır.” dedi.

 

Türkçeye yeteri kadar önem verilmiyor

Panelde Türk dili, Dünya dilleri, Osmanlı tarihi, eski ve yeni tarih anlayışları üzerine konuşan Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Bugün Türkçe kullanımına yeteri kadar özen gösterilmiyor. Televizyonlarda sunucular artık öz Türkçe yerine yöresel şivelerle konuşuyor. Özen gösterilmesi konusunda üzerine düşeni yapmıyor.” dedi.
İstanbul Türkçesi’nin kullanımının neredeyse tamamen ortadan kalktığına değinen Ortaylı konuşmasında, Avrupa’da dilin ve tarihin kitaplarda değil romanlarda ve edebiyat eserlerinde yayıldığını fakat Türkiye’de ise bunun ders kitapları aracılığıyla yapıldığını söyledi.

 

Türkçe komuta dilidir

Türkçe’nin komuta dili olduğunu da dile getiren Ortaylı,“Türkçe İran-Selçuklu devletinde bürokraside ikinci bir öneme sahip olmuş, edebi ve ilmi hayatta ihmal edilmiştir. Lakin unutmayalım, ordudaki komuta ve talim dili Türkçe olmuştur. Bu, çok daha koyu Fars hayatının hakim olduğu Gazneliler’de de böyle idi. Zira herkesin Farsçayı yeterince iyi öğrenmesi ve kullanması mümkün değildir. Nitekim Farsçayı iyi bilmeyen hükümdarların başında Gazneli Mahmut gelir. İran-Selçuklu devletinde de böyle hükümdarlar vardır ve İranlı Fars çevreleri böyleleri için “garip yabancı dil konuşan hükümdar” derlerdi. Kaldı ki her zaman için birtakım Türk devletlerinde Türkçenin sadece orduda değil bürokraside de kullanıldığı bir gerçektir.” dedi.

 

Osmanlıca bir dil değildir

Osmalıcanın çok zor bir dil olduğunu, Osmanlıcanın Arapça ve Farsça karışımı olduğuna işaret eden İlber Ortaylı şöyle konuştu: “Osmanlıca gündelik hayatımızda halk arasında ve maalesef havas dediğimiz okumuşlar arasında da ayrı bir dil olarak zikrediliyor. Giderayak tarih ve edebiyat fakültelerinde bile “Osmanlıca bilir” gibi abes bir deyiş söz konusudur. Oysa Osmanlıca, Türkçenin sadece Arap harfleriyle yazılmasıdır. Bunun ayrı bir dil olamayacağı çok açıktır. Nitekim Türkçe; Arapça harflerden kaynaklanan Estrangelos benzeri Uygur harfleriyle, Köktürk Runik alfabesiyle, yakın zamanlarda şimdi tamamen terk edilmekte olan Kiril alfabesiyle hatta Anadolu’nun Karamanlı denen Türk Hıristiyanları tarafından Yunan harfleriyle ve Ermeni harfleri ile yazıldı. Osmanlıca denen dil, bir dil değil, bir bürokrat jargondur. Tıpkı orta zamandan yeni zamanlara geçerken Avrupalıların yazı dillerinde birtakım Yunan-Latin deyimlerini kullanmaları ve barındırmaları gibi bir olaydır. İngilizler bunları atmayı denedi, başarılı olamadılar, daha doğrusu ortaya çıkan ucube hoşlarına gitmedi. Macarlar ve Almanlar bir hayli yol aldılar ama yine hukuk ve felsefe dünyası Yunan-Latin deyimlerinden temizlenmiş değildir, hiç kimsenin temizlemeye de niyeti yoktur.”

 

Balkan Savaşı bir faciaydı

İlber Ortaylı, Balkan Savaşı’nı bir facia olarak nitelendirerek, sözlerine şöyle devam etti: ”1912-1913 kışında vatanın Balkan toprağını kaybettik. Bazı insanlar bunun çok erken farkına vardı. Bunlardan biri de Mustafa Kemal’dir. Atatürk Balkanlıdır, yurtsuz ve evsiz kaldı bir gecede. Balkan bir gaflettir. Selanik çok kolay teslim edildi. Ama İşkodra ve Yanya’da muhteşem bir mücadele verildi. Savaşın ardından Balkanlar’dakiler anavatana döndü. Bu Anadolu’yu yeniden ayağa kaldırdı. 1914 ise belki Osmanlı İmparatorluğu için girmemesi gereken bir savaştı. Birinci Dünya Harbi’nde müthiş kan kaybettik. Pırıl pırıl münevverlerimiz düştü. 1920’de aslında Türkiye geleceğe güvenli bakan bir ülkeydi. Bu okullarda çok kaliteli kişiler yetişiyordu. Türkler’in yanında Araplar da eğitim alıyordu. Bu işler tamamlansaydı durum çok farklı olacaktı ama ‘olsa’ ile iş bitmiyor. Cephelerde gençlerin hepsi şehit düştü. Bu kadar komutanın telef olduğu bir başka savaş yoktur. Bundan dolayı savaştan dönenler liseyi tamamlamadan hemen darülfünuna gönderildi. Çünkü okullar boşalmıştı.”

 

Karadeniz Bölgesi’nde Helenler vardı

Karadeniz bölgesinde Helenlerin olduğunu da sözlerine ekleyen İlber Ortaylı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yeni kurulan köyler oldu; çünkü büyük aşiretler parçalanarak yerleşti. Hatta daha büyükleri çok farklı coğrafyalarda istikbalini aradı. Söğüt’ün Karakeçilileri imparatorluk kurdular. Siverek’in Karakeçilileri ise bambaşka bir muhite intibak ettiler. Anadolu’da dil birliği yoktu; küçük Asya’da sırf Helenler yoktu; doğuda Ermeniler vardı ve hatta güneyde Kilikya ve Orta Anadolu’ya göç edenler Roma Katolik Kilisesi’ne tabii oluyorlardı. Güneydoğu’da Aramiler (kendilerine Süryaniler deniyor) hakimdi. Doğu’nun dağlık kesimlerinde Kürtler vardı, bir kısmı Nesturi Hıristiyan mezhebindeydi, genelde Müslümanlardı.

 
Akdeniz kıyılarında Yunanca’nın bugün bile iyi tespit edilemeyen lehçeleri vardı. Doğu Karadeniz ve iç kısımlarda Helenler, dağınık Ermeni toplulukları gibi Kafkasya’nın devamı sayılacak gruplar bulunurdu. Anadolu’nun halkları Türklerle doğrusu pek karşı karşıya gelmediler. Türkler şehirlere doluştu; göçebe ve yarı göçebe olarak kırsal bölgeler kadar dağlık bölgelere de yerleştiler. Anadolu köy nüfusu özgün yapısını korudu. 13’üncü asırda Türklerin ekseriyeti oluşturdukları anlaşılıyor. Ülkemizin adını Türkiye olarak koyanlar bizim atalarımız değil, yabancılardır. Kavimler arasında bir etkileşim ve uyum vardı. Helenizm ise bir asır içerisinde adamakıllı geriletildi. Yeni gelenler devletlerine Rum, kendilerine Rumi dediler. Tıpkı Bizanslılar gibi Roma imparatorluk idealini benimsemiş ve imparatorluğun asıl halkı ve hakimi olmak iddiasını taşımışlardır.”

 

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın paneli katılımcıların gündeme ilişkin soru-cevap bölümüyle sona erdi.