MENÜ ☰
Volimax
Şeref Bey Döner
Benim de şirketim var | trink
Kadıköy Gazetesi » Yazarlar » Kızım Fatıma Bile Olsa!
Ahmet Berhan Yılmaz
Kızım Fatıma Bile Olsa!


Bu hafta Kutlu Doğum Haftası; O’na olan sevgimizi, bağlılığımızı anlatmaya ne dilimiz ne aklımız yeter ama yine de gönül O’nu konuşmak ister.

O’nu anlatmaya güç yetmez, bir bakımdan anlamaya da. O’nu anlamak için; dini ve dünyevi tek söz sahibi konumunda olan bir büyük lideri düşünmek gerek. Peygamber, devlet başkanı, cumhurbaşkanı, başbakan, hükümdar, ordu komutanı gibi bütün yetkileri üzerinde toplayan bir insanı gözümüzde canlandıralım. Bu insana harika bir dost ve arkadaş, çok iyi bir baba, çok iyi bir eş, sevgi dolu bir yürek, fedakârlık, hoşgörü, anlayış, tevazu, iyi niyet, kibirlenmeme, büyüklenmeme ve aklınıza gelen bütün iyi hasletleri ekleyelim.

Bugün var olan hiç bir makam O’nun bulunduğu makamı ve konumu karşılamamaktadır. Ama yine de Peygamber Efendimizin neden bu kadar büyük bir önder, lider, komutan olduğunu, neden bu kadar sevildiğini, güvenildiğini, neler yaptığını, nasıl yaşadığını ve nasıl başardığını; ülkemizde ve dünyadaki hali hazırda yaşayan, iş başında olan yöneticilerin haline ve yaşantılarına bakınca anlayabiliriz sanıyorum.

İşte o zaman aslında şimdikilerin nerelerde hata yaptıklarını ve ülkemizde düzenin neden bir türlü sağlanamadığını çok iyi anlayacağımıza ve çıkarılacak çok dersler bulacağımıza eminim.

En alttan, en üste; oturdukları her makamda birer imparator, birer kral hatta bazen firavun haline gelen, saltanatlarından ödün vermeyen, kendilerini eleştirilemez, itiraz edilemez, hatasız gören ve her insanın kendilerine kayıtsız, şartsız itaat etmelerini bekleyenlerin ve her birimizin; O’nu ve yaptıklarını bilmeye çok ihtiyacımız var.

 

ADALET (Kızım Fatıma bile olsa)

Hadise meşhurdur. Peygamberimiz döneminde, soylu bir kadın hırsızlık yapmış ve suçu sabit olmuş, elinin kesilmesine karar verilmişti. Kadının kabilesinden olan bazı kişiler, kadının elinin kesilmemesi için Peygamberimize müracaat etmeye karar verirler.

Olay karşısında Peygamberimizin tavrı çok sert ve nettir:

– Sizler kötülükleri önlemek üzere Allah’ın koymuş olduğu cezalardan birinin affı hakkında mı benimle konuşuyorsunuz?

– Sizden önceki insanları helak eden, onların içlerinden imtiyazlı ve soylu birisi suç işlediği zaman onu cezasız bırakmaları, içlerinden fakir ve zayıf biri suç işleyince de onun hakkında ceza uygulamaları idi.

– Vallahi, hırsızlığı sabit olan Mahzum kabilesinden Fatıma değil, kızım Fatıma bile olsa, ayrım yapmaz ve cezasını verirdim!

Şimdi, bizlere, gücü, makamı ve parayı ellerinde bulunduranlara, ailelerine, çevrelerine bakalım ve düşünelim.

 

TEVAZU (Büyüklük tevazudadır)

Peygamber Efendimiz; On bini aşkın kişiden oluşan İslâm ordusu ile Mekke’ye girmişti ve güzel olan Mekke sakindi çünkü herkes emniyet içinde idi.

Peygamber Efendimiz, sağında Hz. Ebu Bekir, etrafında Muhacir ve Ensâr topluluğu olduğu halde Kâbe’ye doğru ilerliyordu. Davasını ilâna başladığı ilk günden, o güne ve kazandığı bu zafer sonunda dahi kendisinde en ufak bir değişiklik yoktu.

Tek başına İslâm ve imanı tebliğ ederken nasıl mütevazı, affedici ve merhametli idiyse, on binleri arkasına alıp zafer kazandığı o gün de aynıydı.

Bir kaç kişinin gönlünde yer tutmuşken nasıl tevazu sahibi, alicenap, şefkatli, mütevazı ve affedici idiyse, şimdi on binlerin gönlünde taht kurmuş ve zafer kazanmış bir lider, komutan iken de bu vasıflarından zerre kaybetmemişti.

Peygamberimiz; Fethettiği gün Mekke’ye girerken Allah’a şükür ve minnetini dile getirmek için bindiği atın üzerinde başını önüne eğmişti. Etrafındakilerden ne bir alkış, ne bir tebrik ne de övgü beklemiyor ve istemiyordu. Bu onun tevazuundan ve büyüklüğündendi. Bu Allah’a şükrünü, minnetini ve duasını göstermek içindi.

Kibre ve büyüklük hissine kapılmadan her şey Allah’tandır o izin vermezse bizler başaramayız diyordu Yüce Peygamber; o ana ve gelecek bütün anlara.

 

ALLAH HİÇBİR KULUNU İMTİYAZLI GÖRMEK İSTEMEZ (Onlardan Biri Gibi )

Peygamber efendimiz insanlar arasında imtiyazlı olmaktan hoşlanmazdı, her zaman onlardan biri gibi davranırdı.

Bir seferinde sırasında kalabalık bir grup halinde, ashabıyla bir koyun kesip pişireceklerdi.

Ashaptan biri:    “- Kesmesi benden” dedi.

Diğeri:   “- Yüzmesi benden” dedi.

Bir diğeri:  “- Pişirmesi de benden” dedi.

Peygamber efendimiz baktı ki herkes bir şey yapmak istiyor, kendisi bir köşede oturup beklemeyi doğru görmedi ve:  “- Öyle ise ateş için odun toplaması da benden” buyurdu.

Sahabeler:  “- Ya Resulullah! Biz yaparız, senin çalışmana gerek yok.” deyince

Peygamber efendimiz:

“- Ben sizlere karşı imtiyazlı bir durumda bulunmaktan hoşlanmıyorum. Çünkü Allah hiçbir kulunu insanlar içerisinde imtiyazlı bir durumda görmekten hoşlanmaz.” buyurdu.

Çünkü Peygamberimizin hedeflerinden biri de dünyada  yaygın olan büyüklenme, kibirlenme, gururlanma duygusunu yıkmaktı. Ashabına nasihat ederken çok defa  şöyle derdi: ”  “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremeyecektir.”

 

BENİM İÇİN, ACEMLER GİBİ AYAĞA KALKMAYIN

Resulullah Efendimiz (sav) bir defasında bir grup sahabenin yanına girdi, onlar da ayağa kalktılar. Bunun üzerine: “Acemlerin birbirlerini yücelterek kalktıkları gibi başkaları için ayağa kalkmayın” buyurdular.

Müminlerin Hz. Peygamberi gördüklerinde ayağa kalkma adetleri yoktu. Hatta Enes b. Malik der ki: İnsanların Hz. Peygamberden daha çok sevdikleri bir kimse yoktu. Buna rağmen onu gördüklerinde ayağa kalkmazlardı. Çünkü onun bundan hoşlanmadığını bilirlerdi. Fakat uzaktan gelen birisini karşılamak üzere ayağa kalkarlardı.

Peygamber efendimizin bu konudaki hadislerin ve davranışlarından Sahih Hadis kitaplarından elde edilen bilgilere göre;

İnsanların; kendileri için ayağa kalkılmasını ve el-pençe divan durulmasını sevmeleri ve bunu istemeleri haramdır.

İnsanlara; zenginliklerinden ve makamlarından ötürü ayağa kalkmak haramdır.

İlim ehli kimseler, baba, dede gibi yakınlar, yolculuktan gelenler için bir gönül alma ve ikram için kalkmak güzeldir.

Kalkılmadığı takdirde, kine ve düşmanlığa, ya da kalkmayanın zarar görmesine sebep olacağı yerlerde ayağa kalkmak, kalkan için mahzurlu değildir, ama bu ayağa kalkma kalkılan için haramdır.

Burada söylenecek söz, yapılacak şeyler bellidir. Yapanlar, yaptıranlar ve bunu devam ettirenler açıkça haram işlemektedirler.

 

SEN BU TAKSİME RAZI DEĞİL MİSİN Kİ ALLAH DÜNYAYI ONLARA AHİRETİ BİZE VERMİŞTİR?

Hz. Peygamber’in Dünyadan Yüz Çevirmesi;

Bir gün, Hz. Ömer, Hz. Peygamberin yanına vardı. Hz. Peygamberimizi bir hasır üzerinde yatmakta ve teninin hasırdan izler taşımakta olduğunu gördü.

Bunu gören Hz. Ömer ağladı.

Hz. Peygamber: – Niçin ağlarsın ya Ömer? Diye sordu.

Hz. Ömer dedi ki: – Niçin ağlamayayım Ya Resulullah? Kisra ve Kayser saraylarda zenginlik, ihtişam ve debdebe içinde yaşasınlar, iki cihan sultanı kuru hasır üstünde uyusun da hasırın izleri yüzünde belli olsun reva mıdır? Onlar ki Allah’ın düşmanlarıdır. Sen Allah’ın Habibi iken, mübarek tenin hasır iziyle yol yol olmuş. Altına abadan bir döşek alsan olmaz mı ya Resulullah?

Hz. Peygamber, Hz. Ömer’in bu sözlerine karşılık şöyle cevap buyurmuştur:

– Ya Ömer! Onlar öyle bir kavimdirler ki, ahiretin hoşluğunu istemeyip dünyanın rahatlığını ister, tercih ederler. Biz ise öyle bir kavimiz ki, dünya rahatlığını terk ile ahiret rahatlığını tercih eder, isteriz. Ya Ömer!

– Bu dünya, ahirete nispetle şuna benzer ki; bir kimse denize serçe parmağını soksa, o serçe parmakta ne kadar su ve yaşlık mevcut olursa olsun, sıcak bir yaz gününde kısa bir zamanda o yaşlık, buhar olup uçar gider. Dünyadaki varlık, serçe parmağındaki su gibidir. Bel bağlamaya gelmez. Bu dünyanın hayaline aldanan kimseye yazıklar olsun.

– Dünya ile ne işim var. Dünya ile benim ilişkim; bir yaz günü dinlenmek için bir ağacın gölgesine oturup, biraz sonra bırakıp giden yolcunun haline benzer.

– Ya Ömer bizim kalplerimiz yalnızca Allah sevgisi ile huzur, rahatlık bulur. Bu geçici bir yaşamdır ve öyle bir saltanata, debdebeye değmez.

Bu hadisler işliğinde; Bir de kendimize, yaşantımıza ve bizi yönetenlerin hayatına bakalım ve utanalım. Ayrıca kendimize ve saltanat ve debdebe içinde boğulan yöneticilerimize bakarken Allah Rızası için Peygamber Efendimizin bugünkülerden daha güçlü bir lider, daha güçlü bir devlet başkanı ve komutan olduğunu unutmayalım. Üstelik o devirde daha büyük, zengin, şatafatlı saltanatlar ve sultanlar olduğunu da hatırlayalım.

 

ÖĞÜT (Yapılmasını istediği davranışları önce kendi yaşardı)

Hepimiz biliriz ki insanlara öğüt vermek, nasihatte bulunmak çok kolaydır. Asıl zor olan şey, başkalarına öğüt veren kimsenin söylediklerini önce kendisinin uygulaması, kendisinin yaşamasıdır. Bu zordur ama başkaları üzerinde etkili olmanın yolu da budur. İşte kâinatın Efendisinin büyüklüğünü burada görüyoruz. O, önce kendisi yaşar, hayatına uygular, sonra ashabına emreder, nasihat ederdi.

Eğer bir sıkıntı yaşanacaksa kendisi halkı ile birlikte yaşardı, kemer sıkılacaksa önce kendi sıkardı, aç kalınacaksa önce kendi aç kalırdı, açıkta kalınacaksa önce kendi açıkta kalırdı.

Bugün yaşananlara bakınca ne kadar garip geliyor değil mi, aklımız almıyor, inanamıyoruz veya düşünmek bile istemiyoruz.

Sakın bu yazıyı okuyunca birileri gibi o zamanla bu zaman bir mi demeyin, siz o günlerde diğer ülkelerin hükümdarlarının, krallarının sürdükleri şatafatı, saltanatı ve onların hayatlarını inceleyin, Peygamberimizin neleri reddettiğini göreceksiniz.

Şunu bilmek gerekir; O bütün tevazusuna, her şeyini toplumla paylaşmasına rağmen ne yaşadığı dönemde ne de bugün değerinden bir şey yitirmiş değildir.  Aksine hem o gün hem bugün insanlar onu hem peygamber, hem lider, hem de kendilerinden biri olarak gördükleri için onun her davranışını örnek almış, O’nu önder ve örnek kabul etmişlerdir.

Kendi halkından farklı yaşamamış, halkı aç iken kendi tok yatmamış, halkı kuru toprakta yatarken kendi sırtı yatak görmemiş, halkı ne yemişse onu yemiş, halkı yürürken o da yürümüş ve görevini başarmıştır.

Başaramasa doğumunun 1442. yılında ilk günkü tazeliğini, sevgisini koruyabilir ve bilinilirliğini her geçen gün daha fazla artırabilir mi?

Dilerim hepimiz ve özellikle yönetime talip olanlarımız, O’nun getirdiklerinden, sevgisinden, yumuşaklığından, insanlığından, liderliğinden, tevazuundan, hoşgörüsünden almamız gerekenleri alırız.

Son olarak, Allah bizleri, ebedi âleme göç ettiğimizde, din gününde O’nun şefaatine layık olabilen kullarından eylesin.

 

📆 15 Nisan 2013 Pazartesi 09:35   ·   💬 2 yorum   ·   ⎙ Yazdır

“Kızım Fatıma Bile Olsa!” için 2 cevap

  1. hayrunnisa dedi ki:

    Sayın yazar; elinize sağlık, ALLAH hepimizi akıllandırsın, iman versin.

  2. orhan dedi ki:

    Biraz uzun ama çok güzel bir yazı. Okumamıza vesile olduğunuz için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ABS Kör Kalıp

KADIKÖY'DE HAVA

İSTANBUL

BLOG

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

ANKET

Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.

BAĞLANTILAR