MENÜ ☰
Volimax
Esentepe Avrupa Konutları
Kadıköy Gazetesi » Eğitim, Genel, Kültür-Sanat, Manşet, Sivil Toplum, Yaşam » Avcı, Eğitim Sistemimizi Yıkıp Yeniden İnşa Edelim!

Avcı, Eğitim Sistemimizi Yıkıp Yeniden İnşa Edelim!



DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) YK Başkanı Gürkan Avcı, genel merkezde yaptığı basın toplantısında şunları söyledi;

Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Vatandaşlarımız, Eğitim Camiamızın Fedakâr Üyeleri,

Bugün, dünyanın en başarılı eğitim modellerinden biri olan Finlandiya’nın ruhunu, ülkemizin eğitim gerçekliğiyle yüzleştirme ve Türkiye’nin eğitim sistemini muasırlaştırma ve dünyanın en güçlü rol model bir eğitim sistemine taşıma vakti geldi ve geçiyor.

Finlandiya, 1970’lerdeki kapsamlı reformlarla; eşitlikçi halk okulu vizyonu, sistem inşa liderliği ile bir eğitim devrimi yarattı. Bu model, az test, yüksek öğretmen kalitesi, eşit fırsatlar ve toplumsal uzlaşı üzerine kuruldu.

 

FİNLANDİYA ZİRVEDE, BİZ DİBE VURDUK; BEYİN GÖÇÜ FABRİKASI OLDUK!

Finlandiya, PISA skorlarında zirveye çıkarken, Türkiye ise gençlerini beyin göçüne kurban verdi ve veriyor. Bugün burada, Türkiye’nin eğitim sisteminin derin yaralarını teşhis etmek ve Finlandiya örneğinden ilham alarak dünyanın en çağdaş, en nitelikli ve kadim medeniyet kodlarımıza sahip en özgün eğitim sisteminin inşası için somut öneriler sunmak istiyorum. Artık laf değil, eylem zamanı!

 

EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ACI GERÇEKLERİ: ELEŞTİRİ VE TEŞHİS
Ülkemiz eğitim sistemi, maalesef yüzyılı aşkındır Batı kontrollü ideolojik müdahaleler, liyakat eksikliği ve kaynak israfıyla sistemsizlik anarşisinde boğuşuyor.

 

Liyakat ve Atama Krizleri: Finlandiya’da öğretmenlik, yüksek lisans derecesi zorunlu ve prestijli bir meslekken, bizde hiçbir şey olamayanların öğretmen yapıldığı ara dönemlere maruz kaldı, günümüzde de kalitesiz öğretmen yetiştirme, atama, görevde yükselme sistemi, torpil, adam kayırma, iltimas ve şaibelerle dolu. Binlerce öğretmen adayı atanamıyor; atananların terfi ve görevde yükselmesi tartışmalı ve adaletsiz. Bu, OECD raporlarında vurgulanan öğretmen kalitesini düşürüyor, gençleri umutsuzluğa sürüklüyor ve beyin göçünü hızlandırıyor. Sonuç? Yaklaşık 100 bin öğretmen açığına rağmen, ücretli ve sözleşmeli istihdamla nitelik erozyonu yaşanıyor.

 

MEB bünyesinde görev yapan öğretmen sayısı 1 milyon 187 bin civarında. Atanamayan öğretmen havuzu ise 700 bine yaklaştığı belirtiliyor; yığılma çok büyük, her yıl eğitim fakültelerinden 100 bin civarı mezun veriliyor, bu da sorunu katmerleştiriyor. Dünyanın dijital bir çağa girdiği günümüzde bu rakamlar çok fazla ve çok şişkin.

 

MEB, öğretmen yetiştirme kontenjanlarını radikal şekilde azaltmalı, nitelik odaklı yüksek lisanslı uzman öğretmen modeline (Finlandiya gibi) geçmeli ve mevcut havuzu yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş eğitim, robotik ders tasarımı, dijital içerik üretimi gibi yeni nesil rollerle entegre ederek beyin göçünü tersine çevirmeli. Böylece fazlalık değil, yüksek katma değerli “eğitim mimarı” öğretmen ordusu yaratılır; vergiler israf yerine geleceğin becerilerine (AI, kodlama, robotik) yatırım olur.

 

YALAN TARİH, ÇARPIK BİLİM, İDEOLOJİK MÜFREDAT!

Müfredat ve Kalite Erozyonu: Finlandiya müfredatı, bilimsel ve öğrenci merkezli; ideolojiden uzak. Bizde ise müfredat değişiklikleri, pedagojik değil ideolojik, medeniyet merkezli değil batının çoktan terk ettiği atıklardan ve kötü kopyalardan mülhem ki bu durum eğitim sisteminin özgünlüğünü zedeliyor. Demokratik ve özgür eğitim sistemine yakışmayan yasakçı, katı ve resmî ideolojik etkinlikler, uygulamalar, pedagojik baskı yaratıyor; katı ve tektipleştirici baskılar ve hibrit müfredatlar toplumsal bölünmeyi derinleştiriyor. UNESCO standartlarına göre, eğitim içeriklerinin şeffaf, özgürlükçü, pedagojik ve istişareli olması şart – bizde ise veri temelli değil, algı temelli kararlar hâkim.

 

Altyapı ve Eşitlik Yoksunluğu: Finlandiya’da her okul eşit kalitede; ücretsiz yemek, hijyen ve güvenlik standart. Bizde okullarda sabun eksikliği, temizlik personeli yetersizliği ve beslenme sorunları yaygın. Düşük gelirli ailelerin çocukları dezavantajlı; bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesini (Madde 10) ihlal ediyor. PISA sonuçlarımız düşerken, bakanlık vaatleri tutulmuyor – bu, gençlerimizi ucuz iş gücüne dönüştüren ve iyi konumlandırılmamış MESEM gibi programlarla birleşince, toplumsal adaletsizliği ve eşitsizliği körüklüyor.

 

ZENGİN KOLEJE, FAKİR MAHALLE OKULUNA; EĞİTİMDE AYRIMCILIĞA SON!

Özel Okul ve Kolej Patlaması, Eşitsizliğin Yeni Yüzü: Finlandiya’da neredeyse tüm okullar devlet destekli ve eşit kalitededir; özel okul oranı çok düşüktür, aile geliri ne olursa olsun her çocuk aynı nitelikte eğitim alır. Bu eşitlik, PISA’da zirveyi getirirken, bizde ise devlet okullarındaki sorunlar özel okullara kaçışı tetikliyor ve eşitsizliği kalıcılaştırıyor. Türkiye eğitim sistemi, ideolojik müdahaleler, liyakat eksikliği, kaynak israfı ve artan özel okullaşmayla derin bir krizde. Zengin ailelerin çocukları daha iyi altyapı, nitelikli eğitim, küçük sınıflar ve bireysel ilgi alırken, düşük gelirli aileler dezavantajlı kalıyor. Özel okullara teşvik yerine devlet okullarına yatırım yapılmazsa, eğitim “sınıf ayrımcılığı”na dönüşüyor. Finlandiya’da özel okul ayrıcalık yaratmazken, bizde bu patlama toplumsal bölünmeyi derinleştiriyor ve beyin göçünü körüklüyor.

 

OKULLARIMIZ İTAAT FABRİKASI; MERAKI ÖLDÜREN, EZBERİ YÜCELTEN!

Şeffaflık ve Diyalog Eksikliği: Finlandiya reformları, siyasi partilerin ve eğitim bileşenlerinin uzlaşısıyla doğdu; eleştirilere açık. Bizde ise yüzyılı aşkın süredir ilkel, çağdışı ve dış destekli hastalıklı ideolojik dayatmalarla eğitim politikaları belirleniyor.

 

İstatistikler tutarsız: “Dünyada eşi yok” denilen öğretmen kitlesi, TALIS raporlarında geride. Şaibeli ihaleler ve yandaşlık iddiaları, kamu güvenini eritiyor. Bu sorunlar, eğitimimizi bir “israf çukuru”na dönüştürüyor. Vergilerimiz eğitime değil, bürokratik hantallığa, sayısız deneme yanılmalara gidiyor; emekli öğretmenler bile geçim derdinde. Finlandiya gibi bir ülke, savaş sonrası fakirlikten eşitlikle yükseldi –asil ve necip bir millet olarak biz neden yapamayalım?

 

Reform Yol Haritası; Eğitim, devrim değil, evrimle değişir: Öğretmen Eğitimini Dönüştürelim: Finlandiya gibi, tüm öğretmenler için üniversite bazlı yüksek lisans zorunlu kılınsın. Öğretmen Akademisi modeli üzerinden öğretmen özerkliğini artırın – ders planlarını öğretmenler belirlesin, bürokrasi azalsın.

 

Eşitlik Odaklı Sistem Kurun: 9 yıllık zorunlu eğitime geçilsin: Türkiye’nin sorunu diploma değil mesleksizliktir. Gençlerimize diploma değil çağın en gerekli mesleklerini öğretin. Az sınav, çok proje. Ücretsiz yemek, hijyen ve altyapı her okulda standart olsun. Dezavantajlı bölgeler için ekstra kaynak ayırın; özel okullara devlet desteği yerine kamu okullarını güçlendirin.

 

BATI ve NATO KALINTISI EĞİTİM SİSTEMİNDEN ÖZGÜN EĞİTİM SİSTEMİNE GEÇELİM!

Müfredatı Bilimsel ve Şeffaf Yapın: Türkiye’nin eğitim sistemi, maalesef ideolojik müdahaleler, merkeziyetçi dayatmalar ve Batı/dış kaynaklı kalıpların gölgesinde kalmış bir yapıyla evrilmiştir. Finlandiya’nın başarısının sırrı burada yatar: Müfredat, ulusal bir çerçeve sunsa da okul ve öğretmen düzeyinde esnek uyarlanabilir; ideolojiden uzak, öğrenci merkezli ve eşitlik odaklıdır. Öğretmenler yüksek özerkliğe sahiptir; içerik, yerel ihtiyaçlara göre şekillenir ve her on yılda bir geniş istişareyle gözden geçirilir. Bizde ise müfredat değişiklikleri sıklıkla yeterli bilimsel istişare, veli-öğretmen-akademisyen katılımı olmadan yapılmakta; bu da güven erozyonuna yol açmaktadır.

 

Artık zamanı geldi: Eğitimimizi, köhnemiş ideolojik kalıplardan, tarih ve bilimin çarpıtıldığı eskimiş yaklaşımlardan arındıralım. Geniş, bağımsız bilim kurulları oluşturalım; müfredat revizyonlarını veli, öğretmen, akademisyen ve eğitim uzmanlarının geniş katılımıyla, şeffaf bir süreçle gerçekleştirelim. Temel ilkelerimiz net olsun: Gerçeklik, bilimsel doğruluk, çağdaşlık, eşitlik ve vicdan eğitimi.

 

Çocuklarımıza ve gençlerimize, resmi anlatıların ötesinde hakikati, saf bilimi, vicdanı, sevgiyi ve kadim medeniyetimizin yüksek değerlerini öğreten evrensel rol model bir sistem inşa edelim. Batı’nın okul modelini –bilgi ve zamanı sermayeleştiren, merakı bastıran, ezberi ve itaati yücelten, özgürlüğü hiyerarşiye kurban eden bir yapı olarak dayatmasını artık sorgulayalım. Türkiye’de okullar, öğrenmeyi özgürleştiren bir alan olmaktan çıkıp, insanların toplumsal rolünü ölçülebilir belge ve onay mekanizmasına dönüşmüştür; yetkinlik emekle değil diplomayla, erdem bilgiyle değil sertifikayla tanımlanmaktadır.

 

Bu durum yalnızca düşünmeyi köreltmekle kalmaz, var olan sınıfsal ve toplumsal eşitsizlikleri de meşrulaştırır. Türkiye’nin eğitim sistemi, pedagojik bir mesele olmanın ötesinde derin bir etik sorundur. Öğrenme, insanın dünyayla doğal ve canlı ilişkisiyken; mevcut okul düzeni bu ilişkiyi denetim, derecelendirme ve itaate indirgemiştir. Emperyal güçlerin tarihsel dayatmaları (önce Batı modernleşmesi, sonra AB uyum süreçleri ve NATO etkileri) altında şekillenen mevcut çakma eğitim sistemimiz, öğrenme hakkını kurumsal tahakkümden özgürleştirmek yerine, bireyi eşitsizlikçi, adaletsizlikçi devlet sisteminin bir parçası haline getirmeyi amaçlamıştır.

 

Çözüm yolu bellidir: Finlandiya gibi öğretmen özerkliğini artırarak, müfredatı ideolojiden arındırıp yerel ve bireysel ihtiyaçlara açarak; eğitimi “yüksek kamu yararı” ve “insan onuru” eksenine oturtarak ilerlemeliyiz. Böylece gençlerimiz, ezberci bir talimat bekleyicisi değil; merak eden, düşünen, vicdanlı ve özgür bireyler olarak yetişsin. Eğitimde gerçek devrim, işte bu etik ve bilimsel dönüşümle başlar.

 

BOŞ DİPLOMA VERMEYİ BIRAKIN, MESLEK ÖĞRETİN; ÖZGÜR DÜŞÜNMEYİ ÖĞRETİN!

Uzlaşı ve Şeffaflık Kültürünü Yerleştirin: Reformları partiler üstü bir milli proje haline getirin. Veri temelli politika: TÜİK ve MEB istatistiklerini bağımsız denetleyin. Eleştirilere diyaloğu açın; suç duyurusu yerine tartışma platformları kurun.

 

Kaynakları Doğru Kullanın: İsrafı bitirin; vergileri eğitime, sağlık eğitimine ve adalet eğitimine, yapay zeka ve robotik teknoloji gibi yeni çağın trendlerine yönlendirin. Beyin göçünü durdurmak için öğretmen maaşlarını artırın, emekli haklarını iyileştirin. Finlandiya gibi, eğitimi “en yüksek kamu yararı” olarak görün – anayasamızda temel hak!

 

VERGİLERİMİZİ İSRAF ETMEYİN; EĞİTİMDE DEVRİM YAPMAZSAK GELECEĞİ KAYBEDERİZ!

Sayın Parti Başkanları ve Yöneticileri, Hükümet Üyeleri ve Eğitim Yöneticileri,
Türkiye’nin eğitim sistemini muasırlaştırarak, demokratikleştirerek, Türkiye’yi de refah, huzur, barış, eşitlik ve liyakatte zirveye taşırsınız! Bu reformlar, gençlerimizi geleceğe hazırlar; ekonomimizi güçlendirir. Bizler DESAM olarak, bu vizyonu hayata geçirmek için her türlü desteği vermeye hazırız. Eğitimde devrim, bugünden başlar – gecikmeyelim!

📆 23 Şubat 2026 Pazartesi 23:36   ·   💬 0 yorum   ·  
ABS Kör Kalıp

KADIKÖY'DE HAVA

İSTANBUL

BLOG

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

BAĞLANTILAR