
Son yıllarda sosyal medya, yalnızca bireylerin iletişim kurduğu bir mecra olmaktan çıkıp, dev bir pazarlama arenasına dönüştü. Bu dönüşümün en dikkat çekici alanlarından biri ise gıda sektörü.İnternette, Instagram’da parlayan övgüyle anlatılan bir “doğal”ürün ve ya ürünler Hepsi, tüketicinin zihninde sağlıklı, faydalı ve güvenilir bir imaj yaratma çabasında. Ancak bu parıltılı ambalajların ardında çoğu zaman yanıltıcı bilgiler, abartılı vaatler ve denetlenmeyen içerikler gizli.

Algı Yönetimi ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum
Sosyal medya reklamlarının en büyük gücü, samimiyet illüzyonudur. Bir ürün, çoğu zaman bilimsel bir dayanağa sahip olmadan “mucizevi” etkilerle sunulur. “Bağışıklığı güçlendirir”, “yağ yakımını hızlandırır”, “doğal ve katkısız” gibi ifadeler, tüketicinin zihninde güven duygusu yaratır. Oysa bu iddiaların çoğu, ne bilimsel araştırmalara dayanır ne de resmi kurumlarca onaylanmıştır.
Bu noktada, reklamın diliyle gerçeğin dili arasındaki farkı ayırt etmek hayati önem taşır. Çünkü bir ürünün “doğal” olarak sunulması, onun gerçekten doğadan geldiği ya da katkı maddesi içermediği anlamına gelmez. “Organik” etiketi, çoğu zaman yalnızca bir pazarlama stratejisidir; zira bu tür tanımların yasal karşılıkları ve denetimleri ülkeden ülkeye değişiklik gösterir.
Denetimsizlik ve Etik Sorumluluk
Geleneksel medya organlarında yayınlanan gıda reklamları, belirli yasal düzenlemelere ve denetim mekanizmalarına tabidir. Ancak sosyal medya, bu anlamda gri bir alandır. Reklam olduğu belirtilmeyen içerikler, kullanıcıya kişisel deneyim gibi sunularak aldatıcı bir etki yaratır. Üstelik bu içerikler, özellikle genç ve bilinçsiz tüketiciler üzerinde daha büyük bir etki bırakır.
Burada hem içerik üreticilerine hem de markalara büyük bir etik sorumluluk düşmektedir. Bir ürünün tanıtımını yaparken, onun içeriği, etkisi ve kullanım şekli hakkında doğru bilgi vermek, yalnızca yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda vicdani bir görevdir. Aksi takdirde, bireylerin sağlığı üzerinden kazanç sağlamak gibi son derece tehlikeli bir yola girilmiş olur.
Tüketici Olarak Ne Yapabiliriz?
Bu bilgi kirliliği içinde doğruyu yanlıştan ayırmak kolay değil. Ancak bilinçli bir tüketici olmak, bu karmaşada en büyük gücümüz. Ürünlerin içeriklerini okumak, resmi onaylara dikkat etmek, bilimsel kaynaklara başvurmak ve her şeyden önemlisi, sosyal medyada gördüğümüz her şeye sorgusuz sualsiz inanmamak… Bunlar, sağlığımızı korumanın ilk adımları.
Ayrıca, bir ürünün çok fazla kişi tarafından paylaşılması ya da övülmesi, onun gerçekten faydalı olduğu anlamına gelmez. Kalabalıkların peşinden gitmek yerine, kendi aklımızla, sezgilerimizle ve araştırmalarımızla karar vermeyi öğrenmeliyiz.
Hakikatin Peşinde Bir Tüketici Olmak.
Sosyal medya, doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmanın güçlü bir aracıdır. Ancak bu gücün, ticari çıkarlar uğruna suistimal edilmesi, toplum sağlığını tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Gıda reklamlarında şeffaflık, doğruluk ve etik sorumluluk, yalnızca markaların değil, bu içerikleri paylaşan herkesin taşıması gereken bir yüktür. Çünkü her paylaşılan içerik, bir başkasının sağlığına dokunabilir. Ve sağlık, reklamla değil, hakikatle korunur.
Neşat YALÇIN Nasifoğulları Doğal Yöresel ürünleri.