MENÜ ☰
Ahmet Şimşek Koleji
Kadıköy Gazetesi » Flaş, Genel, Toplum » “Kimsesiz çocukların yurduna kamera konulsun”
“Kimsesiz çocukların yurduna kamera konulsun”


“Kimsesiz çocukların yurduna kamera konulsun”
Altını ıslatan çocuklara gece bekçisi dayağı

Müdür muavininin huzurunda külot kontrolü

Tokat Yetiştirme Yurdu’ndaki külot işkencesi

Sahipsiz çocuklara taciz ve cinsel istismar

 
1979

Anne ve babalar, bakıcılara emanet ettikleri çocuklarını eve yerleştirdikleri kamerayla izliyor. Pe ya annesiz, babasız çocuklar! Kötü muamele, cinsel istismar ve tecavüz vakalarıyla gündeme gelen çocuk yuvaları, çocuk evleri, yetiştirme yurtlarına da kamera konulması istendi. İstek sahibi, 1.5 yaşındayken terkedilen Demirhan. Büyüyünce yazdığı kitapta yetiştirme yurtlarında yaşananları kaleme alan Demirhan, yetkililerden, teknolojinin bütün imkanlarını kullanarak kimsesiz çocukların yaşadığı mekanların izlenmesini istiyor.

 

 

Anne-baba hasretiyle yetiştirme yurtlarında büyüyen Demirhan Kadıoğlu, Nesil Yayınları’ndan çıkan Yetiştirilmiş Hayatlar isimli kitabında, devlet yurtlarında yaşanmış dramları gözler önüne seriyor. Kadıoğlu, sevgi yerine ‘anan baban bakmamış; biz mi bakacağız’ zihniyetiyle muamele göre çocukların hikayelerini şöyle aktarıyor:

 

 

ALTINI ISLATAN ÇOCUKLARA GECE BEKÇİSİ DAYAĞI

“Yıllardır ufak tefek suçlar bahane edilerek kaç kez darp edildiğimi hatırlamıyorum bile… Unutamadıklarım arasında Yakacık Yurdu’nda iken baş dayakçı diyebileceğimiz bir bahçıvan Ahmet vardı. Gece bekçisi yapmışlardı.

 

Bu adam geceleri grupları gezer, ‘altını ıslatmasın’ diye kendisine tutuşturulan listedeki çocukları tuvalete kaldırırdı. Görevi idi bu aslında… Yani devletten bunun için para alıyordu… Dolayısıyla eğer görevinden memnun değilse bu işi yapmayabilirdi. “Ben istemiyorum. Yapmam” diyerek başka bir iş veya meslek isteyebilirdi… O hem bu işi para karşılığı yapıyor hem de bu yaptığı iş sebebiyle altını ıslatan çocuklara karşı çok merhametsiz davranıyordu.

 

Neydi ondaki o öfke, anlamak mümkün değil. Adam öfkesini yatıştırmak için olsa gerek gruptan biri altını ıslatmış diye bütün yatak odasında bulunanları sıra dayağına çekiyordu.

Hem de söğüt dalından kopardığı esnek bir dalla…

 

Söğüt dalının bıraktığı iz, körpe bedenlerimizde belki günler sonra silinecekti ama ruhlarımızda bıraktığı kalp kırıklığının izi ömür boyu onun o merhametsiz çehresiyle birlikte gönüllerimizde kalacaktı.

 

Hiç mi bıkıp usanmazdı dövmekten? Hiç mi yorulmazdı? Merhamet aramıyorduk ama insan usanırdı be… Bu adam dövmekten de bıkıp usanmamıştı.

 

Şimdi bakıyorum da bu çocuğun her gün altını ıslatmasının bir rahatsızlık olup olmadığını kimse niçin düşünmüyordu ki?

 

Niye kimse idareye böyle bir durum var diye bilgi vermiyordu ki?

 

Gerçi idare bilgi sahibi olsa bile bu çocuğu doktora alıp götürür müydü ki? O yıllarda hiçbirimiz hiç kimsenin umurunda değildik.

 

Oysa bu çocuk her gün altını ıslatıyordu. Belli ki bir rahatsızlığı vardı. Bir sorunu vardı. Psikolojik veya fizyolojik, fizyopatolojik fark eder mi?

 

Bu sahipsiz, kimsesiz çocuğa cahil ve merhamet fukarası bir adamın her gece dayak atmasından habersiz olunması bir skandal değil miydi?”

1983lojmanBahce

MÜDÜR MUAVİNİNİN HUZURUNDA KÜLOT KONTROLÜ

 

Kadıoğlu, tüm çocukların banyo öncesi yaşadığı külot kontrolü işkencesini de şöyle anlatıyor:

 

“Cuma günleri banyo günümüzdü. Ben banyoya gitmek istemezdim. Kâbus olurdu benim için… Banyoyu sevmediğimden değil, banyoya giderken bize reva görülen muameleye çocuk aklımla bile razı olmadığımdandır.

 

Bir kere banyoya grup grup çağrılıyorduk. O da bir şey mi? Ya banyo öncesi külot bakma saçmalığına ne dersiniz?

 

Evet… Banyoya giden sekiz ila on yaşındaki çocuklar, önce dönemin müdür muavininin huzurunda dururduk. O emrederdi:

 

– Çıkartın pantolonlarınızı!

 

Gülerek çıkartırdı herkes. Sonra ikinci emir:

 

– İndirin külotlarınızı!

 

Bu kez utana sıkıla indirirdik iç çamaşırlarımızı. Utanıyorsun, ama emir altındasın.

 

Müdür muavinimiz ne yapardı? Elinde ince uzun bir değnek olurdu. O değneği şöyle uzatır, iç çamaşırın kenarını indirip tuvalet sonrası düzgün temizlenip temizlenmediğimizi kontrol ederdi. Düzgün temizliğini yapamayanlara emrederdi:

 

– Geç kenara!

 

Böyle böyle grubu kontrol eder ve son kontrol bitince “Geç kenara!” dedikleri dışındaki çocuklara izin verirdi:

– Yürüyün banyoya…

Peki kontrolden geçemeyenlere ne yapardı?

Ne olacak; müdür muavininin incecik çubuğu o mini minnacık çıplak baldırlarında şaklardı:

“Ayyy… Offf!” sesleri duyulurdu geride.

Değnek ile cezalandırmak mı, terbiye (!) etmek mi siz karar verin.

Oysa yapılan gerçekten insafsızlıktı. Sekizon yaşındaki bir çocuğun temizliğini tam anlamıyla yapabilme ihtimali ne kadar mümkündü? Günümüzde aile çocukları dahi o yaşta iç çamaşırını tertemiz tutabilir mi? Çok zor… Kaldı ki bizim başımızda kimsemiz yok. Sadece bir kuru değnek korkusuyla bu iş nasıl başarılabilir ki?

Ama sorun değil, nasıl olsa dayağı atan dayak yemiyor ki… Dayak yiyen çocukların hakkını soran kimse de yok. Öyleyse vuruş serbest…

‘SULAR AKMIYORSA TAŞLA TEMİZLEYİN’

Bir keresinde ben de dayak yedim… Bir ay boyunca su gelmemişti yurda. Sular kesilmişti. Artık neredeyse bitlenmeye, pirelenmeye başlamıştık. Zaten fazla çamaşırımız da yok. Bulamıyoruz ki… Böyle bir dönemde yine bu kontrole hepimiz itiraz etmek istedik:

– Hocam sular akmıyordu.

Hocanın verdiği hoyrat ve insafsız cevaba bakın:

– Taşla da mı temizlenemediniz?

Ve o acımasız el, yine kontrol edip hemen herkesi haşlamıştı. O gün arkasına söğüt dalı şaplatılanlar arasındaydım ama öte taraftan okul müdürü İhsan Bey, yurda yeni geldiğimiz dönemde tuvaletten sonra temizlik yapmanın nasıl olacağını kendisi bizzat sınıfın önünde tarif etmişti. Masa üzerine çıkıp tatbikî eğitim vermişti. Suyu sol elinize alacak ve sonra şöyle şu şekilde yıkayarak temizlenecek, sonra kurulanacaksınız. “Aha böyle” diyerek eliyle hareketini dahi göstermişti. Onun o tarifini hiç unutmam.”

 

 

TOKAT YURDU’NDAKİ KÜLOT İŞKENCESİ

Kadıoğlu, İstanbul Yakacık’tan sonra nakledildiği Tokat Yetiştirme Yurdu’nda yaşadığı banyo işkencelerini ise şöyle dile getiriyor:

“Tokat’a ilk geldiğimiz günlerde bir banyo hazırlığı…

Bir çocuk geçti önüme:

– Sen kaça gidiyorsun?

– Dörde.

“İlkokuldan sonrakiler çıkartmıyor. Sen ilkokulda olduğuna göre iç çamaşırını çıkaracaksın!” dedi.

Şaşırdım. Şok oldum. Dedim ki:

– Ne münasebet ya! Hayır çıkartmam. Niye çıkartayım.

– Çıkartacaksın!

– Çıkartmam.

Bir tane şaplattı suratıma ve haykırdı:

– Bak döverim seni. Çıkart!

– Hayır!

Ayıp bir şeydi bu bana göre. Bir de kendi bireysel engelimin verdiği mahcubiyet duygusu vardı. Çocuk felci geçirdiğim için bacaklarım arasında orantısızlık vardı. Çocuk olduğum için ve bana bu konuda psikoterapi yapan bir büyük olmadığı için çocuk felci sebebiyle yaşadığım bu engelimden utanıyordum. Emsallerim arasında mahcup oluyordum. Burada her iki duygu birden etki ediyordu.

Neyse, bu çıkartırsın-çıkartmazsın bağrışmasının üzerine bir öğretmen çıkageldi. Bizim mücadelemizi görünce de ilgilendi:

– Ne oluyor orada?

Ben sevindim. Öğretmen şimdi bu ukala çocuğun dersini verirdi. Durumu anlayınca “Utanmıyor musun çocuğun iç çamaşırını çıkarttırmaya!” derdi…

Bu benim kendi kendime bir hayalimmiş. Bir kere daha hayal kırıklığına uğrayacakmışım. Bana emir yağdıran çocuk kendinden emin bir şekilde beni öğretmene şikâyet etti:

– Hocam, “İç çamaşırını çıkart!” diyorum, çıkartmıyor.

Öğretmen demesin mi “Vay, ne demek çıkartmıyorsun!”

Bir tokat da öğretmenden. Yere kapaklandım. Öğretmenin tokadından çok tutumu beni mahvetmişti. Bir çocuğun tedirginliğini anlayışla karşılayıp durumu açıklamak ve onu ikna etmek çok kolay bir yoldu aslında ama o öğretmen eğitimcilikten zerre nasibini almamış diplomalı biri olduğu için koskoca elini eğitim küreği olarak kullanmayı tercih ediyordu. Ve çok enteresandır, öğretmen ile o çocuk, ikisi bir olup âdeta işkenceciler gibi yerde debelenen benim üzerimden iç çamaşırımı zorla çıkarttılar. Kurallar öyleymiş burada… Bu kuralı uygulattılar bana. Ne büyük bir başarı sağladılar değil mi?

Burada iç çamaşırı çıkartma mecburiyetini böylece öğrenmiştim ama nefret ederek… Banyodan da, gruplar hâlinde banyoya gitmekten de…

Yıkanmadan olmayacağına göre ne yapıyordum? Ya gruplar arasında gitmemeye çalışıyordum ya çabucak girip çabucak çıkmaya çalışıyordum.

Banyonun kapısında öğretmen bekliyordu. İçeride ise küçük çocukların sırtlarını yıkamak için anne dediğimiz görevli kadınlar oluyordu.

Banyo yapılırken meşhur müdür muavinimiz kapıda beklerdi. Banyodan çıkan öğrencileri durdurur; bu kez sırtlarında kir kalmış mı, iyice yıkanmışlar mı diyerek öğrencilerin sırtını, böğürlerini ve daha pek çok yerini kontrol eder; kir olduğunu hissettiklerini tekrar banyoya gönderirdi.

Banyo anında her zaman sıcak su yoktu. 80’li yılların yokluk ve mahrumiyet döneminden söz ediyorum.

 

BİTLENDİK…

Hele buluğ çağına gelen öğrenciler için ayrı bir kâbustu bu durum. Soğuk su da olsa razıydık. Yeter ki su olsundu. Tokat’ta yaşadığımız o susuz geçen günleri hiç unutamam. Şaka değil, resmen bitlenmiştik. Tahtakurusu sarmıştı her bir yanımızı. Su yok ki yıkanasınız…

Bazen harçlığımız olduğunda Tokat’taki tarihi Ali Paşa Hamamı’na giderdik… Kendimiz hamamda bir güzel yıkanırdık. Tertemiz olurduk ama ne var ki üzerimizdeki elbiseler aynıydı.

Yani iç çamaşırlarımızı bile değiştirme imkânımız yoktu. Yenisini nedense vermezlerdi, ya yoktu yeteri kadar ya da birileri gelen çamaşırları başka yerlerde değerlendiriyordu.

Neticede hamamda yıkanır, temizlenirdik. Sonra tekrar kirli ve tahtakurusu gezinen banyo öncesi elbiseleri üzerimize giymek durumunda kalırdık.”

 

 

SAHİPSİZ ÇOCUKLARA TACİZ VE CİNSEL İSTİSMAR

Yetiştirme yurtlarındaki şartların yaşanabilir hale getirilmesine vesile olmak için büyüyünce böyle bir kitap yazdığını ifade eden Kadıoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başta olmak üzere tüm kurumlara şöyle sesleniyor:

“Ergenlik yıllarının korunma ve yetişkin desteği alınması gereken dönemlerinde ise korku ve endişe, hatta sahipsizliğin en iğrenç noktası olan taciz ve istismar, yetiştirme yurtlarındaki çocukların büyük bir çoğunluğunun hayatında ömür boyu silinmeyecek derin yaralar açmış büyük hüsranlara sebep olmuştur. Üstelik kimsenin umurunda ve farkında olmadan…

Ve bugün acaba diyorum, herhangi bir yetiştirme yurdunun herhangi birinde veya birilerinde gece vakitlerinde altını ıslatan kimsesiz çocuklardan böyle şiddet görenler var mıdır?

Nöbetçi öğretmenler veya okul yönetimi ya da genel müdürlük ve en sonunda da bakanlık bu çocukların merhametsiz ellerde hırpalanmasının önünü teknolojinin de getirdiği kolaylıklarla almış mıdır?

Yoksa hâlâ merhametsiz kimilerinin elinde minik yavrucaklar çığlık çığlığa merhamet için ağlaşıyor mudur?”

Demirhan Kadıoğlu, yetiştirme yurdu çocuklarının gerçek hikayesini tüm gerçekliğiyle yansıttığı Yetiştirilmiş Hayatlar isimli kitabında, yetiştirme yurtlarının 60’lı, 70’li, 80’li yıllardaki halini gözler önüne seriyor ve bugünü sorguluyor.

Galeri
📆 15 Aralık 2014 Pazartesi 11:50   ·   💬 0 yorum   ·   ⎙ Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KADIKÖY'DE HAVA

İSTANBUL

BLOG

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

ANKET

Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.

PUAN DURUMU - SÜPER LİG

Sıra Takım O G B M A Y Av. P Eleme veya küme düşme
1 Fatih Karagümrük 3 2 1 0 7 2 +5 7 2021-22 UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turu
2 Galatasaray 2 2 0 0 5 1 +4 6 2021-22 UEFA Şampiyonlar Ligi ikinci eleme turu
3 Alanyaspor 2 2 0 0 4 0 +4 6 2021-22 Avrupa Konferans Ligi üçüncü eleme turu
4 Göztepe 2 1 1 0 6 2 +4 4 2021-22 Avrupa Konferans Ligi ikinci eleme turu
5 Beşiktaş 2 1 1 0 4 2 +2 4
6 Antalyaspor 2 1 1 0 3 1 +2 4
7 Hatayspor 2 1 1 0 2 0 +2 4
8 Fenerbahçe 2 1 1 0 2 1 +1 4
9 Kasımpaşa 2 1 0 1 2 1 +1 3
10 BB Erzurumspor 2 1 0 1 3 3 0 3
11 Sivasspor 2 1 0 1 2 3 -1 3
12 Kayserispor 2 1 0 1 1 2 -1 3
13 Konyaspor 1 0 1 0 0 0 0 1
14 Gaziantep 2 0 1 1 3 5 -2 1
15 Trabzonspor 2 0 1 1 1 3 -2 1
16 Gençlerbirliği 2 0 1 1 0 2 -2 1
17 Yeni Malatyaspor 2 0 1 1 1 4 -3 1
18 Denizlispor 2 0 1 1 1 5 -4 1 2021-22 1.Lig
19 MKE Ankaragücü 1 0 0 1 1 2 -1 0
20 Çaykur Rizespor 2 0 0 2 1 4 -3 0
21 Başakşehir 3 0 0 3 0 6 -6 0

BAĞLANTILAR