MENÜ ☰
Volimax
Şeref Bey Döner
Benim de şirketim var | trink
Kadıköy Gazetesi » Genel, Toplum » Bir Çift Kundura Nelere Kadir!
Bir Çift Kundura Nelere Kadir!


 

İyilik yap at denize balık bilmezse Halik bilir.

 

 

İyi olmak iyilik yapmak ne güzel duygulardır. Aslında son zamanlarda ağızlarda sakız misali çok sık söylenmesine karşın çok da uygulanan ya da yapılan bir şey değil.

Sanki insanlar biraz daha samimiyetini yitirdi. Daha çok bencil oldu. Ben – ben – ben herzamankinden daha ziyade görülmeye başlandı.

Bunun en büyük sebebi para oldu.

Para için yapılanlar, yapılmayanlardan daha çok oldu.

Para o kadar önemli oldu ki, en paradan uzak olanların bile yaşamak için farz olan paranın fazlasında gözü kaldı.

Dünya paraya bu kadar tamah ederken, iyilik yapmanın kalitesi düştü.

İyilik muhakakki yapılıyor.

Şimdi birine gülmek, selam vermek, canım, tatlım, hayatım gibi her önüne gelene kullanılan kelimeler karşı tarafa aksettiğinde iyilik yapılıyormuş anlamına geldi.

Asla böyle bir şey yok.

Burada yapılan sadece kişinin kendi egosu çünkü rahatlaması.

Kendini daha bir mütavizi göstermek iyilik yapmak anlamına geldi.

İyilik bu kadar kolay değildir ve asla bu kadar basit değildir.

İyilik fedakârlık gerektirir.

İyilik tam hakkıyla yapılıyorsa düşünce gerekir.

Cebinden çıkartıp verdiklerinin hesabını yapmamak gerekir.

İyilik verdiklerinin sana ne zaman geleceğini hesap etmemeyi gerektirir.

İyilik eşittir kalbinizi temiz tutup, dünyanın merkezi olduğunu düşünmemeniz, sizin gibi her kesin aynı olduğunu da hesaba katmanızdan sonra yaptığınız insanlar ve canlılar veya doğa için yaptığınız artılardır.

İyilik yapılırken sadece karşı tarafa değil kendinize de iyilik yapmış olursunuz.

Akşam huzur içinde yatağın içinde dönmeden yatmanın hesaplaşmadan uyumanın kıymetini bilmektir.

İyilikle ilgili tabiki çok hikâyeler, çok anlatılar var. Sade olanlarından birini seçtim, onu sizlere aktaracağım. Bir çift ayakkabının hatrı…

 

Onyedinci asır başlarında Dalmaçyada Nadin Kasabasında Sancak Beyinin ahırında uşak olarak çalışan on üç yaşında bir çocuk vardı.

 

Herkes tarafından horlanan bu kimsesiz çocuğa bir gün bir dul kadın acımış ve çıplak ayaklarına, kocasından kalmış kocaman bir çift partal kundura giydirmişti.

 

Nadin’den bir vazife ile bir Kapıcıbaşı geçti.

 

Sancak Beyinin konağında misafir oldu ve küçük ahır uşağının zekâ ile pârlayan gözleri ve kir tabakaları altında kaybolmuş güzelliği nazarı dikkatini çekti, çocuğu yıkatıp temizlettikten sonra alıp îstanbula getirdi.

 

Saraya verdi. Enderunu Hümâyun çocukları arasına katılan çocuğa, güzelliğinden ötürü Yusuf adı konuldu.

 

Nadinli Yusuf kısa bir zamanda yükseldi. Kaptan Paşa oldu.

 

Bir gün Nadine Kaptan Paşanın bir adamı geldi ve Sancak Beyine mühürlü bir meşin torba verdi, bir mektupta da şunlar yazılıydı:

“Falan yerde oturan Marya isminde bir dul kadın vardır; bu torba, eğer sağ ise, Sancak Beyinin ve Nadin kadısının huzurunda o dul kadına verilecektir ve bir senet tanzim edilip bana gönderilecektir.”

 

Kadın sağ idi, çok fakir düşmüş bulunuyordu. Kadının ve sancak beyinin huzurunda Kaptan Paşanın torbası kendisine teslim edildi.

 

Torbanın içinde bir çift kocaman partal kundura vardı ve içleri altın ile doldurulmuştu.

 

Yusuf Paşa kısa bir de mektup yazmıştı:

“Anacığım, diyordu, bir kış günü donmuş çıplak ayaklarına bu kunduraları giydirdiğin kimsesiz çocuk, ölünceye kadar seni unutmayacaktır.”(alıntı)

 

 

İşte bu kadar…

Boşuna iyilik yap at denize denilmiyor…

 

Nazan Şara Şatana

 

Etiketler: , , , ,
📆 16 Temmuz 2012 Pazartesi 10:09   ·   💬 0 yorum   ·   ⎙ Yazdır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ABS Kör Kalıp

KADIKÖY'DE HAVA

İSTANBUL

BLOG

YAZARLAR

RÖPORTAJLAR

ANKET

Üzgünüm, şu anda etkin anket yok.

BAĞLANTILAR